Aşkım ki şiirin kız kardeşidir,
Lekesizdir o yüzden.
Ay avlusudur temmuzda,
Benimle kumsallara uzanır.
Güz yağmuru olur bakarsın,
Güllere yağar, usul usul yağar.
Uzaklık yerine geçer, upuzun
Ne zaman o şehirden geçsem.
Aşkım, uz köpüğüdür ömrümün,
Bir kadının omzundan dökülür.
Ahmet Uysal
29 Aralık 2008 Pazartesi
20 Aralık 2008 Cumartesi
ŞAİR LEYLA SOKAĞINDA SALATA SATAN ŞAİR
RÜŞTÜ ONUR
Ahmet Uysal
“1940 yılında Rüştü’yü tanıdığım vakit o, şiir devleriyle olan savaşına çoktan başlamıştı.” Salâh Birsel, çok genç yaşta ölümün yazın dünyasından koparıp aldığı Rüştü Onur için söylüyor bu sözleri. Şair hakkında hazırladığı kitabın (*) giriş yazısı: “Rüştü Onur’a Saygı” başlığını taşıyor. Yazıyı okur okumaz büyük bir hüzne kapıldım. Şiirin sırtını yere getirmek için yola çıkan, ‘şiir sıtması, daha doğrusu şiir nöbeti’ geçiren bir şairle gelen hüzündü bu!.Kitap elimde, kumsalda yürüyüşe çıktım. Dilimde, ağıtlara benzer sözler dolaşıyordu. Tıpkı Behçet Necatigil gibi:
“Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta,
Adı Rüştü Onur’du
Bilseydi hatırlanacağını
Ölümünden sonra
Memnun olurdu.”
Birsel’in yazısından öğrendiğimize göre, şairin aklı fikri dünyanın öbür sokaklarında, öbür şehirlerindeydi. İstanbul’da olup bitenler onu meraktan çatlatacak ölçüdeydi. Dışarıya taşmak istiyordu Zonguldak’tan. Beğendiği, ama yenilmek istemediği şairler dünyasına bir dergi çıkararak girmenin yolunu arıyordu. Petek, Şehir, Yaşamak… gibi dergi adları arasında gidip geliyordu. Dergi çıkarabilmek için arkadaşı Kemal’i, evini satmaya bile razı edecektir. Görüldüğü gibi, o günlerde de şairlerin ortak düşüdür dergi çıkarmak. Çok sonraki yılarda gördüğümüz şairlerin dergi çıkarma serüvenleri, bu geleneğin ürünü olmalı. Bilinir ki, Cemal Süreya’nın dergicilik serencamı, dillere destan olmuştur. (Günümüz dergilerinden Onaltıkırkbeş, Patika, Şehir, Afrodisyas, Dize, Yazılıkaya, Alaz…dergilerini şairler çıkarmıyor mu?)
Rüştü Onur kitabının önemli bir bölümü , şair hakkında yazılanlara ayrılmış. Öncelikle bu yazılara değinmek istiyorum:
“Yaşadığı günlerde sözü edilseydi, bir yazıda, meselâ benim bir yazımda, sevgi gösteren birkaç satır arasında adı geçseydi, kimbilir ne kadar memnun olurdu. Şairlere, sevebileceğimiz şairlere kayıtsızlık gösteriyoruz; onlar bize söylüyor, bizim için söylüyor, dinlemiyoruz.” (Nurullah Ataç, Cumhuriyet, 11.2.1943)
Ataç Usta’nın bu sözlerinden payıma düşeni almakta gecikmiş değilim. Dostlarım benim şiirim, kitaplarım üstüne çok yazmıştır. Bana günler, geceler düzenlenmiştir. Ama ben de sevdiğim şairleri hep önemsemişimdir. Onlara şiirler adamışımdır. Ağıtlarım olsa da, sağken, şiirlerimde adı geçen şairlerimin sayısı az olmamıştır. Bu yönden gönlüm rahattır. Zaman olmuş, eleştiri, kitap tanıtma yerine şiirler yazmışımdır. Bu konuda beni eleştirenler çıksa da (halk şairleri gibi) bu tutumu sürdürdüm. Şimdi, “Evvel Zaman Şairleri” başlığı altında yazdığım şiirlere Rüştü Onur adını da eklemediğime üzgün olduğumu belirtmeliyim.
Muzaffer Tayyip (ki onun çok yakın dostu) Onur’un “Memnuniyet” adlı şiiri hakkında çok ilginç sözler ediyor.
“Benden zarar gelmez
Kovandaki arıya
Yuvasındaki kuşa
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünya ortasında.
“Bu mısraların Salavin’le akrabalığı gün gibi aşikâr değil mi? Ben bunun Rüştü için bir kusur olacağını zannetmiyorum. Zaten Duhamel, (…) verdiği konferansta Salavin’in yirminci asır insanı olduğunu iddia etmemiş miydi? Yirminci asırda yirmi iki yıllık ömrü olan Rüştü’nün, yirminci asır insanının sentezi olan Salavin’e benzeyişinden daha tabiî ne olabilir?”
Görüleceği üzere, yirmi iki yaşında yaşama veda eden genç bir şair, kısacık ömründe dünyanın neresinde ne var ne yok öğrenmeye çalışmış, şiiriyle akrabalıklar kurabilmiştir.
Rüştü Onur şiirlerini, Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Servetifünun, Ocak, Yeni Zonguldak gibi dergi ve gazetelerde yayımlattı. Onun şiir anlayışını bence en doğru değerlendiren Oktay Rifat olmuştur: “Rüştü Onur lirik bir şairdi. Türkiye’de geç başlayan bir hareketin bayrağı altında şiir yazıyordu.”
Rüştü Onur’un kısa yaşamını onulmaz acılar kaplamıştır. Kısa süren evliliği o acı yaşamın bir parçasıdır. Hastanede, Mediha Sessiz adlı tifo tedavisi gören bir kızla tanışır ve evlenir. Ne yazık ki, tifo hastalığından zayıf düşen Mediha’yla çok az birlikte olurlar. Karısının ölümünden sonra, şairimiz, Şair Leyla Sokağı’nda , ciğerlerinden kan gelmesi nedeniyle, boğularak ölmüştür.
Şairin adını taşıyan, üçüncü hamur kağıda basılmış söz konusu kitapta, 74 şiirin yer aldığı görülüyor..Yazımı, onun “Şair Leyla Sokağı” adlı şiirinden seçtiğim dizelerle bitirmek istiyorum:
“Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
(…)
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgâhının başına.”
(*)Rüştü Onur, Salâh Birsel, Yeditepe yayınları, No:59, 1956, İstanbul
Altınoluk/ 15.11.2008
(ŞEHİR Aylık kültür ve edebiyat Aralık 2008)
Ahmet Uysal
“1940 yılında Rüştü’yü tanıdığım vakit o, şiir devleriyle olan savaşına çoktan başlamıştı.” Salâh Birsel, çok genç yaşta ölümün yazın dünyasından koparıp aldığı Rüştü Onur için söylüyor bu sözleri. Şair hakkında hazırladığı kitabın (*) giriş yazısı: “Rüştü Onur’a Saygı” başlığını taşıyor. Yazıyı okur okumaz büyük bir hüzne kapıldım. Şiirin sırtını yere getirmek için yola çıkan, ‘şiir sıtması, daha doğrusu şiir nöbeti’ geçiren bir şairle gelen hüzündü bu!.Kitap elimde, kumsalda yürüyüşe çıktım. Dilimde, ağıtlara benzer sözler dolaşıyordu. Tıpkı Behçet Necatigil gibi:
“Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta,
Adı Rüştü Onur’du
Bilseydi hatırlanacağını
Ölümünden sonra
Memnun olurdu.”
Birsel’in yazısından öğrendiğimize göre, şairin aklı fikri dünyanın öbür sokaklarında, öbür şehirlerindeydi. İstanbul’da olup bitenler onu meraktan çatlatacak ölçüdeydi. Dışarıya taşmak istiyordu Zonguldak’tan. Beğendiği, ama yenilmek istemediği şairler dünyasına bir dergi çıkararak girmenin yolunu arıyordu. Petek, Şehir, Yaşamak… gibi dergi adları arasında gidip geliyordu. Dergi çıkarabilmek için arkadaşı Kemal’i, evini satmaya bile razı edecektir. Görüldüğü gibi, o günlerde de şairlerin ortak düşüdür dergi çıkarmak. Çok sonraki yılarda gördüğümüz şairlerin dergi çıkarma serüvenleri, bu geleneğin ürünü olmalı. Bilinir ki, Cemal Süreya’nın dergicilik serencamı, dillere destan olmuştur. (Günümüz dergilerinden Onaltıkırkbeş, Patika, Şehir, Afrodisyas, Dize, Yazılıkaya, Alaz…dergilerini şairler çıkarmıyor mu?)
Rüştü Onur kitabının önemli bir bölümü , şair hakkında yazılanlara ayrılmış. Öncelikle bu yazılara değinmek istiyorum:
“Yaşadığı günlerde sözü edilseydi, bir yazıda, meselâ benim bir yazımda, sevgi gösteren birkaç satır arasında adı geçseydi, kimbilir ne kadar memnun olurdu. Şairlere, sevebileceğimiz şairlere kayıtsızlık gösteriyoruz; onlar bize söylüyor, bizim için söylüyor, dinlemiyoruz.” (Nurullah Ataç, Cumhuriyet, 11.2.1943)
Ataç Usta’nın bu sözlerinden payıma düşeni almakta gecikmiş değilim. Dostlarım benim şiirim, kitaplarım üstüne çok yazmıştır. Bana günler, geceler düzenlenmiştir. Ama ben de sevdiğim şairleri hep önemsemişimdir. Onlara şiirler adamışımdır. Ağıtlarım olsa da, sağken, şiirlerimde adı geçen şairlerimin sayısı az olmamıştır. Bu yönden gönlüm rahattır. Zaman olmuş, eleştiri, kitap tanıtma yerine şiirler yazmışımdır. Bu konuda beni eleştirenler çıksa da (halk şairleri gibi) bu tutumu sürdürdüm. Şimdi, “Evvel Zaman Şairleri” başlığı altında yazdığım şiirlere Rüştü Onur adını da eklemediğime üzgün olduğumu belirtmeliyim.
Muzaffer Tayyip (ki onun çok yakın dostu) Onur’un “Memnuniyet” adlı şiiri hakkında çok ilginç sözler ediyor.
“Benden zarar gelmez
Kovandaki arıya
Yuvasındaki kuşa
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünya ortasında.
“Bu mısraların Salavin’le akrabalığı gün gibi aşikâr değil mi? Ben bunun Rüştü için bir kusur olacağını zannetmiyorum. Zaten Duhamel, (…) verdiği konferansta Salavin’in yirminci asır insanı olduğunu iddia etmemiş miydi? Yirminci asırda yirmi iki yıllık ömrü olan Rüştü’nün, yirminci asır insanının sentezi olan Salavin’e benzeyişinden daha tabiî ne olabilir?”
Görüleceği üzere, yirmi iki yaşında yaşama veda eden genç bir şair, kısacık ömründe dünyanın neresinde ne var ne yok öğrenmeye çalışmış, şiiriyle akrabalıklar kurabilmiştir.
Rüştü Onur şiirlerini, Yeni İnsanlık, Varlık, Ses, Bağ, Servetifünun, Ocak, Yeni Zonguldak gibi dergi ve gazetelerde yayımlattı. Onun şiir anlayışını bence en doğru değerlendiren Oktay Rifat olmuştur: “Rüştü Onur lirik bir şairdi. Türkiye’de geç başlayan bir hareketin bayrağı altında şiir yazıyordu.”
Rüştü Onur’un kısa yaşamını onulmaz acılar kaplamıştır. Kısa süren evliliği o acı yaşamın bir parçasıdır. Hastanede, Mediha Sessiz adlı tifo tedavisi gören bir kızla tanışır ve evlenir. Ne yazık ki, tifo hastalığından zayıf düşen Mediha’yla çok az birlikte olurlar. Karısının ölümünden sonra, şairimiz, Şair Leyla Sokağı’nda , ciğerlerinden kan gelmesi nedeniyle, boğularak ölmüştür.
Şairin adını taşıyan, üçüncü hamur kağıda basılmış söz konusu kitapta, 74 şiirin yer aldığı görülüyor..Yazımı, onun “Şair Leyla Sokağı” adlı şiirinden seçtiğim dizelerle bitirmek istiyorum:
“Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
(…)
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgâhının başına.”
(*)Rüştü Onur, Salâh Birsel, Yeditepe yayınları, No:59, 1956, İstanbul
Altınoluk/ 15.11.2008
(ŞEHİR Aylık kültür ve edebiyat Aralık 2008)
6 Aralık 2008 Cumartesi
ŞİİRTÜVEN / ŞİİRE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
/perihan baykal
"uzak yazlara savrulup gitsem de bu yana kaldım, yozgatlar'dan sıvas'lardan döndüm sana kaldım"
Şair, ömrünü şiire adamış insansa; söz'e, aşk'a, su'ya, dağ'a, barış'a, başağa, inceliklere, ana/dilinin çağıltılı ırmağını çoğaltmaya: Ahmet Uysal şair, hem de en hasından! Onun "İda Sutüven serpintileriyle" gelen son şiir kitabı var elimde: ŞİİRTÜVEN! Onun şiirlerinde dağ ezgileri, o güzelim masallarındaki gibi gökçe martılar, İda eteklerinde açan mor böğürtlenler, tılsımlı öpüşler kol geziyor; dizelerdeki yoğun lirizmle sarhoş ama bir o kadar da diri ve uyanık! gecenin son yolcusuydum pergamon'un som altın ağırlığı vardı sırtımda Vefalı da üstelik... bir dal yasemin uzatıyorum ida'nın eteğinden azer'e ve yesenin'e Ahmet Uysal ömrünü yazmaya ve şiire adamış bir insan. 1938 Balıkesir doğumlu. Üç şiir kitabı; öykü, çocuklar için şiir, çocuklar için öykü dallarında ödülleri var. Günümüzde de yazmayı sürdürüyor ve sürdürmeye de kararlı. Naif yüreğiyle, bu her geçen gün biraz daha kirlettiğimiz dünyaya güzellikler sunmaya devam ediyor; edecek de! Bağırmadan, usul usul ve hep ezgili, hep yalın, hep su berraklığında. Üç bölümden oluşuyor Şiirtüven: Yalın Gün, İda Sözlüğü ve Son Şiirler. Şiirlerin sıralanışı bir mevsimin başka bir mevsime doğru yumuşacık akışı gibi... Baştaki şiirler Temmuz güneşi kokarken, giderek taraçalarına kurutulmuş meyve kokusu sinmiş güz avlularına kokmaya başlıyor: yağmurlu güzlerle büyüttüğüm kırgın kadınlar sokağı menekşesi, uykumu bölen tren sesiydin kısık dizimdeki ince sızısı dikenlerin Şairin o bitmez tükenmez arayışı ses bulmuş, söz olmuş Ahmet Uysal'ın şiirlerinde : zakkumlar çiçek açmadan silinmez kokusu, şiirlerimin altına adını yazarak savrulan o yağmur gülünün/ara onu Şairimiz eliaçık, gönlü zengin bir şair, ketum değil; şiir sözlüğünün gizlerini cömertçe döküyor önümüze. Dibindeki pırıl pırıl çakılları, pulları menevişli balıkları görünen duru bir ırmak onunki. Bize de bulaştırıyor,dizelerinden fışkıran yaşama sevincini. Ondan öğreniyoruz İda kumunda ay ışığının bin yıllık parıltısının gizli olduğunu, İda sonsuzluğunun şairi ölümünden önce aldığını koynuna. Düşmanı yok; elinde hep bir zeytin dalı: tanığımız olsun, taş evlerin iki dilde söylenen ezgileri Şairin atlası zengin, şairin vatanı yeryüzü! Troya topraklarına vurgun, sunağı Zeus altarı olan şairin dilinde ülkesinin tüm taşı toprağı, ıssız patikaları, batık şehirleri, eskil tabletleri, ahşap konakları, gümüş Urartu bakraçları, "gavur İzmir"i, Midilli üstündeki yağmur yüklü bulutları, karlı Toros uçurumları ve daha nicesi dile geliyor, dile destan oluyor. Sevgili'ye seslenişte bile ülkesinin coğrafyasının, tarihinin ince simgeleri, tel tel dokunup telkâri karanfiller açtırıyor! "Şair, bu aşkı da/mı dağda buldun?" dedirtiyor insana: sana kendi atlasımı açayım ki puslu tuz göllerimin kuğusu ol arsuz'da aziz hanna kilisesinde meryem anam ol, gözünde iki damla yaş duruyorsa, sileyim izninle Döne döne okunacak şiirler... Kalbi "ören yeri" olan değerli şair Ahmet Uysal'dan, yalın/kılıç, "doğayı ağzından öpen" şiirler... Bu kitap bir "Yeryüzü Güzellemesi"! Yalın günün, yalın sözün peşindeki şair'e selam olsun: Soluk soluğa bir güzel Yaşadın ya sen ona bak Ardında kalan şiirler Adını fısıldayacak Soluk soluğa bir güzel
* sularla / Ahmet Uysal (Yeni Biçem Yayınları, Haziran 1994)
**Şiirtüven / Ahmet Uysal (İmbat Yayınları, Ekim 2006)
(Onaltıkırkbeş, Sayı:9 )
"uzak yazlara savrulup gitsem de bu yana kaldım, yozgatlar'dan sıvas'lardan döndüm sana kaldım"
Şair, ömrünü şiire adamış insansa; söz'e, aşk'a, su'ya, dağ'a, barış'a, başağa, inceliklere, ana/dilinin çağıltılı ırmağını çoğaltmaya: Ahmet Uysal şair, hem de en hasından! Onun "İda Sutüven serpintileriyle" gelen son şiir kitabı var elimde: ŞİİRTÜVEN! Onun şiirlerinde dağ ezgileri, o güzelim masallarındaki gibi gökçe martılar, İda eteklerinde açan mor böğürtlenler, tılsımlı öpüşler kol geziyor; dizelerdeki yoğun lirizmle sarhoş ama bir o kadar da diri ve uyanık! gecenin son yolcusuydum pergamon'un som altın ağırlığı vardı sırtımda Vefalı da üstelik... bir dal yasemin uzatıyorum ida'nın eteğinden azer'e ve yesenin'e Ahmet Uysal ömrünü yazmaya ve şiire adamış bir insan. 1938 Balıkesir doğumlu. Üç şiir kitabı; öykü, çocuklar için şiir, çocuklar için öykü dallarında ödülleri var. Günümüzde de yazmayı sürdürüyor ve sürdürmeye de kararlı. Naif yüreğiyle, bu her geçen gün biraz daha kirlettiğimiz dünyaya güzellikler sunmaya devam ediyor; edecek de! Bağırmadan, usul usul ve hep ezgili, hep yalın, hep su berraklığında. Üç bölümden oluşuyor Şiirtüven: Yalın Gün, İda Sözlüğü ve Son Şiirler. Şiirlerin sıralanışı bir mevsimin başka bir mevsime doğru yumuşacık akışı gibi... Baştaki şiirler Temmuz güneşi kokarken, giderek taraçalarına kurutulmuş meyve kokusu sinmiş güz avlularına kokmaya başlıyor: yağmurlu güzlerle büyüttüğüm kırgın kadınlar sokağı menekşesi, uykumu bölen tren sesiydin kısık dizimdeki ince sızısı dikenlerin Şairin o bitmez tükenmez arayışı ses bulmuş, söz olmuş Ahmet Uysal'ın şiirlerinde : zakkumlar çiçek açmadan silinmez kokusu, şiirlerimin altına adını yazarak savrulan o yağmur gülünün/ara onu Şairimiz eliaçık, gönlü zengin bir şair, ketum değil; şiir sözlüğünün gizlerini cömertçe döküyor önümüze. Dibindeki pırıl pırıl çakılları, pulları menevişli balıkları görünen duru bir ırmak onunki. Bize de bulaştırıyor,dizelerinden fışkıran yaşama sevincini. Ondan öğreniyoruz İda kumunda ay ışığının bin yıllık parıltısının gizli olduğunu, İda sonsuzluğunun şairi ölümünden önce aldığını koynuna. Düşmanı yok; elinde hep bir zeytin dalı: tanığımız olsun, taş evlerin iki dilde söylenen ezgileri Şairin atlası zengin, şairin vatanı yeryüzü! Troya topraklarına vurgun, sunağı Zeus altarı olan şairin dilinde ülkesinin tüm taşı toprağı, ıssız patikaları, batık şehirleri, eskil tabletleri, ahşap konakları, gümüş Urartu bakraçları, "gavur İzmir"i, Midilli üstündeki yağmur yüklü bulutları, karlı Toros uçurumları ve daha nicesi dile geliyor, dile destan oluyor. Sevgili'ye seslenişte bile ülkesinin coğrafyasının, tarihinin ince simgeleri, tel tel dokunup telkâri karanfiller açtırıyor! "Şair, bu aşkı da/mı dağda buldun?" dedirtiyor insana: sana kendi atlasımı açayım ki puslu tuz göllerimin kuğusu ol arsuz'da aziz hanna kilisesinde meryem anam ol, gözünde iki damla yaş duruyorsa, sileyim izninle Döne döne okunacak şiirler... Kalbi "ören yeri" olan değerli şair Ahmet Uysal'dan, yalın/kılıç, "doğayı ağzından öpen" şiirler... Bu kitap bir "Yeryüzü Güzellemesi"! Yalın günün, yalın sözün peşindeki şair'e selam olsun: Soluk soluğa bir güzel Yaşadın ya sen ona bak Ardında kalan şiirler Adını fısıldayacak Soluk soluğa bir güzel
* sularla / Ahmet Uysal (Yeni Biçem Yayınları, Haziran 1994)
**Şiirtüven / Ahmet Uysal (İmbat Yayınları, Ekim 2006)
(Onaltıkırkbeş, Sayı:9 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)