/perihan baykal
"uzak yazlara savrulup gitsem de bu yana kaldım, yozgatlar'dan sıvas'lardan döndüm sana kaldım"
Şair, ömrünü şiire adamış insansa; söz'e, aşk'a, su'ya, dağ'a, barış'a, başağa, inceliklere, ana/dilinin çağıltılı ırmağını çoğaltmaya: Ahmet Uysal şair, hem de en hasından! Onun "İda Sutüven serpintileriyle" gelen son şiir kitabı var elimde: ŞİİRTÜVEN! Onun şiirlerinde dağ ezgileri, o güzelim masallarındaki gibi gökçe martılar, İda eteklerinde açan mor böğürtlenler, tılsımlı öpüşler kol geziyor; dizelerdeki yoğun lirizmle sarhoş ama bir o kadar da diri ve uyanık! gecenin son yolcusuydum pergamon'un som altın ağırlığı vardı sırtımda Vefalı da üstelik... bir dal yasemin uzatıyorum ida'nın eteğinden azer'e ve yesenin'e Ahmet Uysal ömrünü yazmaya ve şiire adamış bir insan. 1938 Balıkesir doğumlu. Üç şiir kitabı; öykü, çocuklar için şiir, çocuklar için öykü dallarında ödülleri var. Günümüzde de yazmayı sürdürüyor ve sürdürmeye de kararlı. Naif yüreğiyle, bu her geçen gün biraz daha kirlettiğimiz dünyaya güzellikler sunmaya devam ediyor; edecek de! Bağırmadan, usul usul ve hep ezgili, hep yalın, hep su berraklığında. Üç bölümden oluşuyor Şiirtüven: Yalın Gün, İda Sözlüğü ve Son Şiirler. Şiirlerin sıralanışı bir mevsimin başka bir mevsime doğru yumuşacık akışı gibi... Baştaki şiirler Temmuz güneşi kokarken, giderek taraçalarına kurutulmuş meyve kokusu sinmiş güz avlularına kokmaya başlıyor: yağmurlu güzlerle büyüttüğüm kırgın kadınlar sokağı menekşesi, uykumu bölen tren sesiydin kısık dizimdeki ince sızısı dikenlerin Şairin o bitmez tükenmez arayışı ses bulmuş, söz olmuş Ahmet Uysal'ın şiirlerinde : zakkumlar çiçek açmadan silinmez kokusu, şiirlerimin altına adını yazarak savrulan o yağmur gülünün/ara onu Şairimiz eliaçık, gönlü zengin bir şair, ketum değil; şiir sözlüğünün gizlerini cömertçe döküyor önümüze. Dibindeki pırıl pırıl çakılları, pulları menevişli balıkları görünen duru bir ırmak onunki. Bize de bulaştırıyor,dizelerinden fışkıran yaşama sevincini. Ondan öğreniyoruz İda kumunda ay ışığının bin yıllık parıltısının gizli olduğunu, İda sonsuzluğunun şairi ölümünden önce aldığını koynuna. Düşmanı yok; elinde hep bir zeytin dalı: tanığımız olsun, taş evlerin iki dilde söylenen ezgileri Şairin atlası zengin, şairin vatanı yeryüzü! Troya topraklarına vurgun, sunağı Zeus altarı olan şairin dilinde ülkesinin tüm taşı toprağı, ıssız patikaları, batık şehirleri, eskil tabletleri, ahşap konakları, gümüş Urartu bakraçları, "gavur İzmir"i, Midilli üstündeki yağmur yüklü bulutları, karlı Toros uçurumları ve daha nicesi dile geliyor, dile destan oluyor. Sevgili'ye seslenişte bile ülkesinin coğrafyasının, tarihinin ince simgeleri, tel tel dokunup telkâri karanfiller açtırıyor! "Şair, bu aşkı da/mı dağda buldun?" dedirtiyor insana: sana kendi atlasımı açayım ki puslu tuz göllerimin kuğusu ol arsuz'da aziz hanna kilisesinde meryem anam ol, gözünde iki damla yaş duruyorsa, sileyim izninle Döne döne okunacak şiirler... Kalbi "ören yeri" olan değerli şair Ahmet Uysal'dan, yalın/kılıç, "doğayı ağzından öpen" şiirler... Bu kitap bir "Yeryüzü Güzellemesi"! Yalın günün, yalın sözün peşindeki şair'e selam olsun: Soluk soluğa bir güzel Yaşadın ya sen ona bak Ardında kalan şiirler Adını fısıldayacak Soluk soluğa bir güzel
* sularla / Ahmet Uysal (Yeni Biçem Yayınları, Haziran 1994)
**Şiirtüven / Ahmet Uysal (İmbat Yayınları, Ekim 2006)
(Onaltıkırkbeş, Sayı:9 )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder