30 Ağustos 2008 Cumartesi
İLHAN BERK ÖLMÜŞ DEDİLER
İlhan Berk ölmüş dediler, ah nice
Issız kalır dağlarda kuruyan otlar
Bundan böyle ne kadar güzel olduğunu
Kim söyler eskidikçe güzelleşen kadınlara
Bir şiirden düşmüş su birikintisini
Kim görür kim yazar betiklerinde
Bir daha eser mi öyle Helene uyruklu rüzgâr
Ağaçlar kiminle göz göze gelir
İlhan berk ölmüş dediler, bir bulut
Almış başını gidiyor erte vakitlere
29 Ağustos 2008 Cuma
ŞİİR KİTAPLARI
“kimselerin akşamı” için kırık dizeler
geçip gidiyor “kimselerin akşamı” görüyor musun
oya/lanarak büyüsüyle patikaların
‘kıyısı olmayan şehirlerden,
sokulgan sokaklardan geçiyor bakir ve sessiz.’
ıssız iç çekişler, hüzünler kalıyor
göğsümüzdeki upuzun maviliğin üstünde
zakkumlar bu yaz da döküyor nedense,
dökülmez sanılan yaprağını ten avlumuza
sonsuz senfonisini sürdürüyor zambaklar,
umutsuz tutkularımız tutuşuyor iki bulut halinde
unutulan yol düşleriyle sararıyor bozkır, o yazılarda,
tren sessine sığınıyor dostluk dokunuşlarımız
oraya gidiyoruz otların savrulduğu yere,
yalnızlık temmuzları bekliyor bizi orada, kırgın ve uzak
(*) kimselerin akşamı, oya uysal, yky, mart 2008
geçip gidiyor “kimselerin akşamı” görüyor musun
oya/lanarak büyüsüyle patikaların
‘kıyısı olmayan şehirlerden,
sokulgan sokaklardan geçiyor bakir ve sessiz.’
ıssız iç çekişler, hüzünler kalıyor
göğsümüzdeki upuzun maviliğin üstünde
zakkumlar bu yaz da döküyor nedense,
dökülmez sanılan yaprağını ten avlumuza
sonsuz senfonisini sürdürüyor zambaklar,
umutsuz tutkularımız tutuşuyor iki bulut halinde
unutulan yol düşleriyle sararıyor bozkır, o yazılarda,
tren sessine sığınıyor dostluk dokunuşlarımız
oraya gidiyoruz otların savrulduğu yere,
yalnızlık temmuzları bekliyor bizi orada, kırgın ve uzak
(*) kimselerin akşamı, oya uysal, yky, mart 2008
18 Ağustos 2008 Pazartesi
KESKİN TIRPAN
M. Mahzun Doğan
KESKİN TIRPAN
Canım Ağabey’ime, Ahmet Uysal’a,
Bilinmez, zaman kime az!
Hep peşimizde bir avcı
Keskin nişancı, hedefi sektirmiyor
Bir gerilla çevikliği yüreğimizde
Hani, bulunamayız diyesim geliyor
da, taranmadık mağara, yoklanmadık cep
varılmadık ada bırakmıyor. Teknesinin
mazotu bitimsiz, oltası uzun
Yakalıyor, dans ederken mercanlarla
Tırpanı keskin, gelincik gülümseyişlerine
Kumaşını kanla dokuyor, zulümle
örüyor hırkasını… Ne yollara saçılakalan
gözü annelerin, ne sevgililerin rüyası
Ahmet Abi, güz de güzel, elâ
bir göz okşarken teni… Neylersin
ruhumu bıçaklar yırtıyor. Kanadım
kesildi gayrı. Ufkumu, yağmur bile yıkamıyor…
16 Mart 2008, Ankara
12 Ağustos 2008 Salı
İÇİMDEKİ İNE/GÖL
içmeye eğiliyor seni
içimdeki ine/göl,
yalın diliyle
göklerle öpüşerek,
ıslaklığını katıyor
dişil geceye
yaşadığım günler de
yalınlaşıyor,
büyüdükçe aşkım
ne kilit,
ne anahtar
duruyor şimdi aramızda
senden kalan
ne varsa yerlere ve göklere,
bana kalıyor:
içimdeki ine/göl
içmeye
iniyor seni…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)