19 Kasım 2008 Çarşamba
NE SÖYLESEM
ne söylesem uzaklık yerine
geçiyor çoktandır, sözcüklerim
ele veriyor beni, salınışı
yan yana gelen iki dizenin;
ıssız patikalara uğrasam,
ida bana yaslanıyor; üzerime
geliyor ansızın orman,
ayaklarımı çekip alıyor
dipsiz bir uçurumun burgacı,
ırmak kalbimi sürüklüyor,
ağzımı kapatıyor çakıllar,
bu hayal de kimin diye
bakıyorum kuyudaki görüntüme;
sen değilsin belki de, yollar
gösteren ışık arayanlara,
her gece birlikte yürüdüğün
kederli mavilikleri seven,
kurutulmuş çiçekler demeti
kucağında, dağınık ezgilerle
alıp başını giden kırgın adam,
biliyorum sen değilsin o,
köprülerde gül düşüren şair,
bir hançer taşıyan sol yanında,
ütopyasını rüzgârlara kaptırmış
yenilgiler kahramanı yüzyılın.
ne söylesem usulca, veda
yerine geçiyor, batmak üzereyken
bindiğim köhne tekne, ah işte
sarılarak uğurluyor dostlarım,
yangın gülü tutuşturuyor elime
adını anımsamadığım bir kadın;
ben de sevdim elbet, nâzım’ın
piraye’yi sevdiği gibi tutkulu
sevdim, içimdeydi hep o piyale;
çınarlar dikmeyi sevdim,
ıssız ve tozlu köy yollarına,
toprak damlı evlerde düşündüm,
kırık bir testide aradım onu,
avanos’la hacıbektaş arasında
bana söz verene sözler verdim,
ne söylesem sana, ömrüm ey,
ıssızlığını söylerim ülkemin.
31.07. 2008/Küçükkuyu
ahmet uysal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)