“ÇARPANA”
“Yaz Sonu Tanımları” Eylül Ebruları adını taşıyan kitabımdaki şiirler arasındadır. Bu şiirimi severim. Beni geçmişten geleceğe taşır. Anadolu toprağında bir derviş gibi dolaştırır. Bir şair kendi şiirinden söz ederken biraz dikkatli olmalıdır. Ben de şiirin iki dizesine değinip geçmeliyim:
“Sendin o dağ parçam
Pamuklu dokuma çarpanam.”
Bu şiirimi anlamak, yorumlamak için bazı ipuçları gerekiyor sanki!. Çarpana,
yerel bir sözcüktür ve beni onunla tanıştıran 70’li yıllarda okuduğum Ümit Kaftancıoğlu’nun bir öyküsü olmuştur. Öyküde “çarpana” gizli sevgiliyi, yasak aşkın kadınını simgeliyordu. Aslında çarpana, el dokuma tezgahının bir parçasıydı. Enine atılan ipliği iki uca taşımaktı görevi. Boyuna gerilmiş ipliklerin arasından neredeyse görünmeden geçtiğinden olacak, onu (çarpanayı) gizli sevgiliye benzetmek müthiş bir sözcük oyunudur. Dostum Ümit sağ olsaydı, bir daha danışırdım ona, bilgi alırdım. “Dağ parçam”a uyak düşürdüğüm çarpana, dağla şair arasındaki gizli aşkı ele versin istedim. Gizlim saklım olmasın, onu sevdiğimi dünyalar bilsin istedim. Tıpkı Karadeniz türküsünde olduğu gibi: “ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim.” Benim çarpanam, bir bakarsınız Bursa’dır. Tutar onun için dünya dolusu şiir yazarım; bakarsınız Balıkesir’de Türk Dili Sokak’dır; Cahit Abi’yle(Cahit Albayrak, Ateş Gazetesi’nin sahibi, Cumhuriyet’in Balıkesir muhabiri, Yıldız Kenter’in, Suat Taşer’in dostu, benim meyhane boğazı vazgeçilmezliğim; ışıklar içinde yatsın, toprağı bol olsun) esrik kolkola geçeriz akşam üstleri. Troya toprağına da tutulmuşumdur. Troyalı Helena bu tutkunun ürünüdür. Onu, Paris’in kolları arasından kaçırabilmek için Athena sunakları yapmaya soyunan taş ustası kimliğim olmuştur. Uzun soluklu şiirler (troyalı helena/7 şiir eylül ebruları)) büyülü bir aşkın izini taşır. Helena sevdiğim kadını simgeler, yeniden yaratır beni, “önümü kesen şiir” olur; bütün zamanları sürer önüme, eskil kentlere, ören yerlerine sürüklenirim onunla. Her taşın altına bakarım, yosunları koklarım; kumsallarda ayak izi ararım.Evet, ‘çarpana’larım vardır benim: Sappho, İda, yaz ırmağı,(şimdilerde ona atacağım kırk şiir yazmaktayım) çalıyazkuşu, Lesbos kumsalı, Bursa rüzgârı…
YAZ SONU TANIMLARI
sendin o dağ parçam
pamuklu dokuma çarpanam.
ormanımın yaz yalımı
ömrümün son salınımı.
eteğin göktaşı kızılıydı
ağzın yanardağ ağzı.
geceme aylı pusuydun
sunağımın üçüncü avlusuydun.
kızılca halvet çilehanesi
tenim orda özüyle ölesi.
bitişken düşler konağım
kadın kokusuna bürünen ahşabım.
sözcük sektirdim de dilinde,
böyle sızdım bedenine.
ay takvimi şevvaliydin,
muttasıl damlasıydın şiirimin.
şifresi çözülemeyen ‘rosetta taşı’
oldun ve çözdün bağışıklığımı.
tornoda tayfunu sanmıştım gözlerini,
alt üst eden yerlerimi ve göklerimi.
ahmet uysal
(Eylül Ebruları, Mühür Kitaplığı, Haziran 2009)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder