7 Mayıs 2010 Cuma

ida güncesi


KÜÇÜKKUYULU ÇİNGENEM, YAZ TANRIÇAMDIR

Ah, ne güzel ezgiler söylüyor güzel çingenem, ırmak kıyısında, hatmiler, lavantalar arasında! Onu gördüm, göçebe kanım kaynadı, coştu, sürüp geldim, göçü Mıhlı ırmağının büküne yıktım, bu tanrılar otağına. O benim yaz tanrıçamdır. Gargara’ya taşınmasına Zeus izin vermiştir. “Ege’nin mavisi ile İda’nın yeşili arasında öyle bir yer vardır ki; orada keskin kekik kokuluları ve lezzetli zeytin çeşitleri ile yaptığım kahvaltının tadını hiçbir yerde bulamadım. İşte orası Gargara’dır.” Homeros’un diliyle işte böyle konuşuyor Zeus. Gelincikleri okşamak iyi geliyor hasarlı kalbime. Bana uzak kalan dostluk elini taşıyor, sözcükleri yakın ediyor, tanrıçam sepetini şiirle örüyor. Çalıyazkuşum da çıkıp geliyor hayıtlar arasından. Çiçekli bir badem dalına konuyor. Onu hep sevdim ben. Ne büyülü bir sevgi bu, ırmağa dönüşen, rüzgâra bürünen, sonsuza sürüklenen…

ah, dokunur ilkyaz sonlarında
söylenen çingene ezgileri;
kırların kokusu karışır
sakız otlarından damlayan süte.

ot kokuyor yeni öpülmüş ağzı,
kır zambakları açılıyor göğsünde
eteklerinden patikalar geçiyor, yine
göçe hazırlanıyor çingene yazı.

Ansızın önüme çıkıyor Troya köprüsü. Elimdeki gülü düşürdüğüm incelikler yapıtı. Eskil dönemlerde kimler geçmiştir üzerinden. Orada kalmak ve yok olmak istiyorum. Tanrıçama sunmaya al bir gül arıyorum. Sarı, mor, pembe güller arasında dolaşıyorum. Kırmızı gülü tomurcuklarından tanıyorum. Mevsim daha çok erken, haziran güneşi vurmadan açmaz onun minicik tomurcukları. Kalbimi batırmalıyım dikenlerine ki hemen açsınlar; öyle de yapıyorum; gül bir yandan kanıyor, kalbim bir yandan. Şiirim bu kanamadan doğuyor. Kırmızı bir gülü tutkuyla sevenlerin kan kaybı süreğendir. Büyük aşktır belki de bu kanamanın adı.
7.05.010/

Hiç yorum yok: