8 Temmuz 2010 Perşembe
ida güncesi
Yine inanılmaz rüyalar görüyorum. Sargılar içinde yüzü belirsiz bir kadın. Elini uzatıyor bana, ama öyle uzak ki, tutmak istediğim parmakları boşlukta kalıyor. Ağlıyorum. Yaşlar savruluyor gökyüzüne. Uyanınca Füsun Akatlı’nın ölüm haberini alıyorum. Kederler içinde şöyle düşünüyorum: Neden haberleşmeyi unuturuz dostlarla! Tozlu yollardan ara sıra geçmeyi neden önemsemeyiz? Yakınlıklar kısa sürede buzullar arasına düşer mi? Sonunda kaçırdığımız davetlerin acısı mı kalacak bizden geriye? Her sabah bulutlara, yağmur damlasına, saçaklara konan kuşlara, uzaktan geçen gemilere gülümsemek, bir dizenin dudağınızı yakıp geçmesini duyumsamak…Ufacık güzelliklerden başka yaşam nedir ki! Ne oldu o sabahların getirdiği hazlara? Buğulu çay bardaklarıyla gelen görüntülere? Şiir mi bırakıp giden kalbimizi, biz mi onu terk ettik? (temmuzlar...temmuzlar)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder