26 Temmuz 2010 Pazartesi

söylenceler güncesi



1


MASALLAR IRMAĞI


durgun akan ırmaktık,

yosunlu çakılların arasında,

mavi çiçekli hayıtlar

donatırdı kumsalımızı;

ıslak kuğular havalanırdı

sığlaşan kıyılarımızdan,

geceleri suskun söğütler

uzak masallar söylerdi.






sözcükler toplardık yalın,

yol kıyısında boy sürmüş

uzun boylu hatmilerden,

dudağımız mora keserdi.

erguvan yazlar sızardı

sakız otlarına dallardan,

orada bir şiirin uzun sürecek

kum altı kazısına başlardık.






2


SAKIZ KOKUSU


duvarlar yıkılmadan önceydi

çoktan yazılmıştı yanılgımız

dağ eteğinde yapayalnızdık.

uzaklığımız, iki ıslak dudağın

buğulu aralığında gizliydi;

sonsuzu bekleyen evvel zamanın

gizleriydik yeryüzüne sunduğu.






köprülerde vakitler tükettik,

sapho’nun eressos’tan dönmesini

düşlerken: ege’nin kumu omzunda

dudağında sakız kokusuyla,

deniz yolundan getirecektir

kuşkumuz yok, göğsüne takıp

“gül parmaklı ida şafağı”nı.





3


FÜSUN ABLA’YA YAKIM


kirazların gülümsediği günlerdi

tutkulu kuşlarla gelirdi yaz

kız çocuğumun gözlerine,

parıltısı düşerdi ırmağımın,

ona aşkla yaşama yolları

sezdiren şiirler söylerdim.
bil ki: füsun abla’dan kalan

güzelliği korumaktır yeryüzü

belki de gidenlerin yansımasıdır

maviliklerin sonsuza bıraktığı.






size bir giz de ben vereyim:

uzun saplı iki orman gelinciği

yan yana tutar sizinle kalbimi,

yedi rengi onlarla geçerim

yağmurlu bulutların altından:


söylenceler güncesi yazmaya!




4


DAVET


tanen burukluğu dilimizde

simgeler bulmaya durduk

bizden kalacak söylencelere:

İda eteğinde mayaladığımız

lesboslu sapho rüzgârı’ ydı

küplerde köpüklenen ilk ürün.


güllerin rengini aldık

troyalı helena’nın dudağından;

küf kokulu mantarlarımızla

kalbimizde yıllansın içindi

bize sunduğu sonsuzluk.


siren kayalığının oralarda

beş kapılı bir limandan

foça/karasıyla dolu amforalar

yüklüyordu teknelere hüseyin,

kozbeyli’nin o güzel ozanı;

muazzez ilmiye şarabı’yla esrik.


davetimiz birlikte olmayadır

bütün sevdiklerimizle yap/yalın,

bu söylenceler güncesinde;

bağ bozumundan hemen sonra

ida zambak kapısında bekliyoruz:


tanen burukluğu dilinizle!




5


BÜYÜLÜ BEKLEMELER


homeros’un iliada’yı

yazdığı kayanın üzerine serdik

üç bin yıllık papirüsümüzü


biliyoruz aradığımız sedef parıltısı

teknelerin kıyılara gönderdiği

köpüklü dalgalarla sürüklenecektir


işte yanı başımızda denize karışan

yaz ırmağı tanıklık ediyor

umutla uzaklara bakışımıza:


“siz bir söylenceyi seçtiniz ey şairler,

gökyüzüne tutunmak yerine

kucaklamak yerine yıldızları!


sevdiklerinizin yüzüydü sonsuzluk,

avuçlarınızda kayan çakıllarda

bir ırmağın akışı gizliydi


beklemek iyidir hep böyle yan yana

karşı kıyıdan yansıyacak

aşkla dokunmuş tülünü şiirin.”




6


AŞKIN IRMAK HALİ




ırmak halinizle sevdim sizi
mavi çakıllı ıssız kıyılarınızla,
kırılgan hayıtların arasında
uzanışınızla…öyle tutkulu.


lavantalı yolların bitiştiği
kemerli köprülerinizle sevdim,
beni doğuran güzelliğinizdi
ıslak otların büyülü kucağına.


kekre sözcükler sürdünüz
dilime, geceleri rüzgârla öpüştükçe,
ege’nin tuzunu dudağıma…
beni benden önce gördünüz!


sonsuza gidenlerin
size bıraktığı onurlu aydınlıktı
yüzünüzde yansıyan parıltı;
o halinizle sevdim sizi






7


SAVRULAN OTLAR


kuşlar da dönebilir

bunca hüzünden sonra

ılgınlar çoktan unutmuş olmalı

ıslak kanatların sesini

aşkın tanımını gizleyen

eskil bir köprüde


kendi söylencesini
yazıyor yaz ırmağı şimdi

tutkulu akışıyla

yüzünü bile göremeden

ay karanlığında bürümcüğünü

soyunan söğütlerin!


hangi karşı koymalardan

kaldığını alnına vuran serinliğin,

ıssızlıklar yolunun

hangi karanlıktan geldiğini

bilerek atıldığı yangınları

anlatıyor defne yaprağına


o büyülü serüven dünyası

kuşatarak sürüp geliyor sesinde;

bir çocuğun sokuluşuna

dönüşmesi bundandır gecenin,

kuşların dönecek olması,

yaz sonunda savrulan otlarla!






8


YÜZLEŞMELER


daha yürüyebilirdik sizinle;

göklerle yüzleşmeye

bıraktınız beni


yollarda yapayalnız,

ne söylesem anlaşılmaz oluyor

gelincikler giriyor araya


siz yoksanız

ırmaklar unutuyor

kendi kimliğini… siz yoksanız


onlar için

bulduğumuz gizli yolu

kuşlar da unutacaktır


kuşkusuz zakkumlar

yaza doğru lavantalarla

barışı bozacaktır




daha yürüyebilirdik sizinle:

beni ırmaklarla

yüzleşmeye bıraktınız






9


SONA DOĞRU


siz varsınız sonunda yolumun

kırılgan dalınız uzanıyor önüm sıra

sanki zaman hep günbatımını gösteriyor

bir gülün dönüşümünü sevgiliye


erguvanlar vakitsiz açıyor

ida otları boylanıyor patikalarda

yenildiğim yaz ırmağı unutmuş görünüyor

olup bitenleri, ayaklarıma değiyor usulca


soluğum yok artık, sızan bedenimdir

sakız otlarından söylencemize

ne büyük aşk ne de büyülü şiir; anlıyoruz ki

iki elin dokunuşudur sonsuzluk


siz varsınız sizinle başlayan yolumun sonunda

21.07.2010/zeus altarı

0 yorum: