İpek Yarası(1)…
Ben şurda kalırdım, şuracıkta
yazı altımdan çekmeseler
Şurda bir zakkumun dibine sererdim kilimimi
sararıp beklerdim aşk başıma
Yeter ki çekmesinler yaz'ı altından, bekler o şuracıkta, aşk başına! Nasıl güzel dizeler bunlar, bu nasıl bir dervişçe razılıktır, bu nasıl ipek gibi bir tevazudur diyesi geliyor insanın! Ama biliyoruz ki bir tek aşk'a, dostluğa, insana eğiktir aşk kesiği boynu şairin; kötüye, kalleşe, cellada değil. Bu şiirin damarında Yunus'la Dadaloğlu yan yana akar çünkü!
Ahmet Günbaş'ın son şiir kitabı "İpek Yarası"ndan söz ediyorum. Bu kitabın sayfaları arasında gezinirken neler neler çıkmaz ki karşımıza! Hınzırçiçek-cümbürçiçek baharlar, güzler… Nur topu hüzünler, düşbağı çözülen sevinçler… Bodoslamadan yaralı yürekler, selek şelâlelere giydirilen uçurum masalları… Şiirtepeler, şiirkuşlar, şiirsimitler… Özgün imgelerle yüklü, toprağı güçlü, bereketli bir şiirdir bu. Cefayı da, sefayı da aynı ölçüde bilen. Tok sesli. Yeni, çağrışımı bol, capcanlı sözcükler yaratmaktan çekinmeyen. Yakıp yakıştıran.
Bu şiirin içinde dostluk vardır, -bahane'dir setbaşında buluşmalar- (Ateşi bölüşüp dağılmıştık / Yollarda kor izleri), meydan okuma vardır (Hodri meydan! Dedim düş kasabına / Gülün sabrı buraya kadar!) ama en çok insan vardır. Üzerinde konuk olduğu her coğrafya parçası insan'la anlamlı ve değerlidir şairimiz için, insan'la güzeldir. Toplumcu damardan beslenmiştir o, gürül gürül; yaşamın içinde kaynaşıp duran hiçbir şeye ve hiçbir haksızlığa kayıtsız kalamaz ki. An gelir, ipek keskinliğinde bir silah olup çıkar elinde kalem. An gelir, coşu coşuverir de yüreği, "Bir yıldız bulsam da kaldırsam ayağa / halk hançeriyle örselenmiş şiiri!" deyiverir.
Bir yıldız bulsam da avutsam bebeleri
bir yıldız bulsam da dağıtsam annelere
bir yıldız bulsam da çıksam sabaha
Bir kez daha söylüyorum: Siz o yıldızı çoktan bulmuşsunuz sevgili Ahmet Günbaş! Işısın dursun geceden sabaha.
***
Yağmurkuşunun Türküsü(2)…
Bu yağmurkuşu şairin yüreğinde şakıyor! Bir ötücü kuş değil midir şair de, bu insan ormanında… Onun ötüşleriyle şenlenir dağlar, ormanlar ve düz ovalar… Şehirlerin sisi pusu, gönüllerin kiri şairin yürekten kopup gelen dizeleriyle arınmaz mı, şar şar!
Bülent Güldal'ın Ekim 2006 yılında İmbat Yayınevi'nden çıkan son şiir kitabı Yağmurkuşunun Türküsü'ndeki şiirler bana Ege'nin harmandalı türkülerini anımsatır, her okuyuşumda. Bir harmandalı türküsündeki gibi yiğitçe ve sakınmasızca vurur dizini şair şiirin bereketli toprağına; işte böyle:
Gül ömürler öğütülüyor ateş değirmenlerinde
acıların izini sürüyor yorgun kalabalık
aklım erdiğinden beri içindeyim bu hüznün
kabara şakırtısı, kurşun yarası, kan damlası
kuşlar geçiyor düşlerimden gökyüzü renginde
türkülerine yüz çevirip kalem kırıyor hakimler
Yukardaki açılış dizeleriyle ve ardından "Her eve bir Nâzım verelim!" ünlemesiyle başlıyor toplanmaya yağmur bulutları. Bunlar ilk işaretler! Birazdan başlayacak sağanak!
Kim haksız diyebilir şair için? Her eve bir şair versek, her evde şiir olsa ! Çok mu gerekli ha, bunca ayrıntı, bunca çanak çömlek, bunca senet sepet, bunca zincir; onların arasında şiire yer yok mu; şöyle elimizin tersiyle ittirip bütün bu pılı pırtıyı, birazcık olsun yer açsak şiire! Her evde şiir olsa; Nazımlar, Ahmed Arifler, Hasan Hüseyinler, Özdemir Asaflar okunsa, Üvercinkalar uçuşsa; bak o zaman nasıl gümrah çiçekler fışkırıyor cam içlerinden, nasıl "aşk" burcuna giriveriyor dünya, kovup karanlığı! 'Nasıl beyaza keser gibisine oluyor yedi renk'!
Ama o var ki, "ışık merdivenleri"ne izin vermeyenler var. Nice filizkıran fırtınaları, kar sızıları!
Öte yandan yağmurkuşları da var bu ülkede; yüreklerimizi ıslatan, arıtan berrak yağmurlar da var. İyi ki var! Yoksa söyleyin, "nasıl bakarız gözlerine çocuklarımızın"?
Tanrısı insan olan bu ayinde
akacağı ummanı buluyordu su
hangi pencereye konacağını kumru
"Güz kıyımının ötesinde bekleyedursun kirli ölüm", hep aşk'a, ışığa ve yaşama dönük şairin yüzü. Siz hele bir yol kulak verin yağmurkuşunun türküsüne!
***
Ertelenmiş Düşler Kitabı(3)…
Son okuduğum şiir kitapları arasında, Eskişehir'de şu anda Yazılıkaya Şiir Yaprağı'nı çıkaran değerli gazeteci ve şair Rahmi Emeç'in 1982-2004 yılları arasında yazdığı şiirleri topladığı "Ertelenmiş Düşler Kitabı" da var. Şiir kitapları bir seferde okunup bitmez zaten; yavaş yavaş okunur, tane tane okunur, dönüp dolaşıp okunur. Hatırlandıkça okunur, unuttukça okunur; bazen biri öne çıkar şiirlerden, bazen diğeri. Kitapçı raflarındaki en talihsiz türse şayet şiir, özel kütüphanelerdeki en talihli türdür bu açıdan. Bir kuşun uçuşu, aldığımız bir haber, duyduğumuz bir söz, belki bir sözcük, bir ses, bir koku, akla getirir de açar yeniden okuruz özlemle ve bazen de merhem olsun için. Bazı şiirler okudukça anlam kazanır; bazıları yaşadıkça, yaşadıklarımıza denk düştükçe. Bazen, aylar önce okuduğumuzda fark etmediğimiz, öylesine okuyup geçtiğimiz bir şiiri, hayretle ve gecikmiş bir büyülenmeyle fark ediveririz. Şair için nasıl vakti zamanı varsa bir şiirin, okur için de vardır.
Bazı şiirlerse unutkanlığa konan dinamit lokumlarıdır, sürekli anımsatır, unutmabeni çiçekleri gibi tazeler durur belleklerimizi. Bu "ertelenmiş" şiirler gibi… Ertelenmiş Düşler Kitabı sevgili Rahmi Emeç'in, "yeryüzü kardeşliğin yurdu olsun diye" imzaladığı bir kitap. Belli ki hep bu umudu duyup yaşamış, yeryüzü kardeşliğin yurdu olsun diye yazıp eylemiş bir şair Rahmi Emeç; yaşam öyküsünden, şiirlerinden süzüp çıkardığım kadarıyla. Ertelenmiş düşler… Evet, bu kitap gerçekten bir ertelenmiş düşler kitabı. Unutkanlığımıza yumuşak, kıyamadan atılmış bir tokat gibi. İşte bu yüzden gözlerimizi ve genzimizi daha çok yakıyor ya:
gençlğimin coşkuya tutulduğu mayıs
kim hırpalıyor dalındaki kirazı
urganlar geliyor, ölüler gidiyor
üç resim ekleniyor göğsümdeki afişe
Güzkırgını, hüzünle karılmış ama umudun ve direncin de alttan alta hep hissedildiği şiirler… İlk şiirler daha destansı bir hava taşıyor, bu "destansılık" son şiirlere gelindikçe azalıyor giderek. Bildiğim kadarıyla şiire uzunca bir süre ara vermiş bir şair Rahmi Emeç. Bu kitap, bu uzun süre boyunca yazılmış şiirlere ve "ertelenmiş düşler"e ödenen bir borç gibi geldi bana. Faiziyle, fazla fazla ödenmiş bir borç hem de!
bir gelinciğe durunca hayat
ateşe ve suya dönüktür insanın kalbi
ya söner umutları, ya da yanar
bir ömür boyu
Şairin bu şiirlerdeki dize ustalığı ve duyarlı kalemi, izleyebildiklerimden yola çıkarak diyebilirim ki, yeni şiirlerinde de güçlenerek sürmekte!
***
Acının Gümüşü(4)…
işte sen de anladın sonunda bunu
yaşam ki şiirle sonsuzdur
Sevgili Ahmet Uysal'ın Bilgi Yayınları'ndan 1999 yılında çıkmış, 'çocuklar için yazdıklarının dışında' üçüncü şiir kitabı var elimde birkaç gündür. Yine semâya durmuş mevlevi gibi döne döne okuyorum. A. Uysal bence Cahit Külebi gibi, 1998 yılında Uzak Yazlarda'yla adına konan ödülü kazandığı Ceyhun Atuf Kansu gibi şiirimizdeki yerleri tartışılmaz, Türkçe şiirin temellerini atmış ozanların soyundan geliyor. Yaşanan coğrafyadan beslenen yoğun bir lirizm, ülke, doğa ve insan sevgisi, ılık ve yumuşak imgelerle yüklü güzelim dizeler…
Kitabın sonuna üç yazı eklenmiş. Fahrettin Koyuncu'nun onun "Bursa'da Sisli Bir Sabah" şiirini incelediği bir yazı ve kendisiyle yapılmış iki söyleşi. M. Mahzun Doğan'la yaptığı söyleşinin bir yerinde bakın ne diyor Ahmet Uysal:
"Günümüz şiiri birkaç kanaldan akışını sürdürüyor. Şairler arasında estetik farklılaşmalar var. Tabii ben de bu kanallardan birinden akıyorum. Ama, benim aktığım kanal öyle sanıyorum ki, yaşananlara daha yakın. İnsan sıcaklığına daha yakın.
Öteki kanallardan akan şairler, şiirimizi zenginleştiriyor, geliştiriyorlar. Onlara öyle kesinkes karşı değilim. Ancak aynı şiirin çoğaltılmasına karşıyım. Şairler kendi sesini bulmak zorundadır. Bu da şiirimizi, dünya şiirini tanımakla, bir süzgeçten geçirmekle, yeni sentezlere varmakla olanaklıdır."
Ben bu, acı'nın gümüşü üzerine nakış gibi işlenmiş,"gizlisi saklısı olmayan", "güzaltı"nda yazıldığı âşikar, kuru ot ve orman yolu kokan ve hep bir tılsımın demini çeken ince savat işi şiirleri çok sevdim. İşte onlardan biri:
temmuz bulutu
bu yaz da çok ağrıdı kalbim
biraz daha yaklaştı o ıssız orman uğultusu
halbuki benim yaz ırmağına değen
kiraz dalından farkım yoktu
ellerim oğul otuydu
gözlerim erguvan moru
dudağım kapari çiçeğine sarılan
temmuz bulutuydu
ah kalbim bütün bunları
nasıl da unuttu
(Ahmet Uysal / Acının Gümüşü)
(1) İpek Yarası, Ahmet GÜNBAŞ, İmbat Yayınevi, Ekim 2006
(2) Yağmurkuşunun Türküsü, Bülent GÜLDAL, İmbat Yayınevi, Ekim 2006
(3) Ertelenmiş Düşler Kitabı, Rahmi EMEÇ, ATM Yayınevi, Eylül 2005
(4) Acının Gümüşü, Ahmet UYSAL, Bilgi Yayınevi, Ekim 1999
Perihan BAYKAL
Onaltıkırkbeş, Sayı:19
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder