- HAZİRAN SEMENDERİ
suyla sınanmış şiirlerimin
uzak sesini getirdi bana,
yalın yol dostum haziran semenderi
söylencelerden gelen kimdi
yanıp kül olmayan hangimizdi,
söyle kaç uzun yoldu aşkımızın ömrü!
sorduğuma bakma çocuk, mavi susuyordu
yol kendine dönüyordu seninle
ürettiğimiz büyülü gül susuyordu!
çok korunmuş kadınlarımız vardı bizim,
en çok unuttuğumuzdu onlar;
ah, sorduğuma bakma çocuk!
çürüyen otları da geçtik,
gül çürüğü sapakları sevmezdin sen,
söyle, kim kimin sevdiği nesneyi bulmuştur!
karışmayacaksa sözcüklerim senin kanına,
dilim neye yarar, yalın yol neye yarar,
neye yarar sonsuzluk dediğimiz - 30.06.11/zeusaltarı
30 Haziran 2011 Perşembe
haziran semenderi
Ahmet Uysal
19 Haziran 2011 Pazar
buluşmalar vakti
BULUŞMALAR VAKTİ
köprüden karşıya geçmemi
bekliyor ölü dillerin kör ozanı,
şiir olan taşını tutuyor elinde!
helena’nın eteği değmiştir
kırlarda okşadığım gelinciklere,
eski yoktur orada, göğ yenilenmiştir
vedalar yerini buluşmalara bırakmıştır
her dilin rüzgârıdır aşk, dudağını öpen odur,
odur büyük yalınlık!
benimledir unutulan ne varsa
suyun uzak sesi, yüzüme değen dal ucu
beni bırakmayan haziranların!
otların ürpertisi kalmıştır
ardımızda, ay ışığı kalmıştır duy işte,
bir kadının ağlayışı kalmıştır ey ozan!
gitmeler yoktur iki bin on bir yazında,
gelmeler sürmektedir sizden bana,
buluşmalar vaktidir çünkü!
18.06.2011/yaz ırmağında
10 Haziran 2011 Cuma
aşk içinde kalmak böyledir
AŞK İÇİNDE KALMAK BÖYLEDİR
uzun yürüyüşlerden sonra bulurum
unutulmayan yanını hayallerimin;
hüzün değildir duyarlığımın doruğundaki,
evvel zaman şiirlerine bürünürüm,
ziya osman saba’yla başlayan yolum
anday’ın yağmuruyla karşılaşır.
vedalardan sonra daha çok kalırım
kızıllığına uzanmış halde tutkunun,
yürüdükçe yaklaşırım büyük uzaklığa,
bulduğum tanrı tutar elimden usulca,
hep yükselen buğu içindedir yeryüzü,
kayıp giden güne yeniden tutunurum.
yarım sözler yankılanır dudağımda,
dilimin ucundan geçmemiş şiirler,
gelincikler sokulur göğsüme hazla,
her zaman şaşırtıcıdır onun güzelliği,
aklımı başımdan almıştır her zaman;
anlarım böyledir hep aşk içinde olmak!
arınmalar kurtaracaktır kuşkusuz
kirli gömleğini ırmağın, ormanda
yılan kavlarıyla sınanacaktır imgeler,
mutsuz ölen şairlerin adını versem…
yağmurlu ikindilere, yanımda yürüse
o yaz kumsalına benzeyen çocuk!
bilirim aşk içinde kalmak böyledir!
ahmet uysal/ troya toprağı
21 Mayıs 2011 Cumartesi
çapraz ateş
ÇAPRAZ ATEŞ
ege’nin çapraz ateşindeydim,
sisli bir eylül sabahı söke’de
ha babam yükleniyordu üzerime:
“hüs.biraderler” in incelikli ricası
“cumhuriyet radikal kitap eklerini de
unutma ahmet abi!”
otobüste mustafa şerif onaran , cengiz bektaş,
“mutlu ayten yoktur” desem de
hep yanımdadır o bandırmalı komşum.
ziya gürel’in resimleriyle
bafa gölü sazlıklarından süzülmüş
kuşların kanadına değiyor yüzüm.
yüklenip geliyor omzuna
afrodisyas’ın toprakaltı kalıntılarını, olamaz
denilen işler ahmet zeki’den soruluyor.
ida’ya dönüşte, kasabalı ikindilerden
geçmeliyim; gediz köprüsünde çocukluğum
belki de beni bekliyordur!
ahmet uysal/7.05.2011
9 Mayıs 2011 Pazartesi
EY ADINA NARİN DEDİĞİM
EY ADINA NARİN DEDİĞİM!
-hatalı gül savunması-
bu toprakta kuzeyli rüzgârlara
kapalı bir limanım yoktu,
karayel öylesine savurdu hep.
sandınız ki, tutunduğum her dalı kırdım;
sapa patikalarda kır zambaklarını
gözyaşıyla karşıladığımı bilmediniz.
sandınız ki haz içindeydim
şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik
tasasız yaşayıp gidiyordum;
dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların
uzun saplı gelinciklerin donattığı
yaz ırmağı kıyılarında yalıncak!
sandınız ki ey, o şair her sabah
düzgün adımlarla çıkardı evinden
çiçeklere öpücükler dağıtırdı,
sevgi kumsalı uzatırdı çocuklara,
bir kadın görse önünde eğilirdi,
çakıllar arasında incecik su yoluydu!
sandınız ki ermiştir sonunda
derviş olmuştur, tılsımlı hırkasıyla
bozkır otları gibi kök salmıştır toprağa,
ferhad gibi külüng vurmuştur,
söylenceler dağında günbegün
kendisi de söylence olup gitmiştir.
dahası vardır, sandınız ki
kırılan her dalın yaprağındaki iz
onun acımasız ellerinden kalmıştır,
yaz otlarını çiğneyip geçiyor işte,
vahşi atlarını deli dolu sürüyor
tozlu yollardan eskil köprülere…
onun kırıla kırıla, yıkık toprak evlerden
bir kırık testiyle geldiğini bilmediniz!
yüzüne attığı çizikleri görmediniz
Issız yollarda böğürtlen dallarının,
sandınız ki gözü kördür ne de olsa
homeros oğlu olarak gelmiş gidiyor!
sandınız ki sözünüz de nazınız da
yola getirir onun dağlı kalbini
sonsuz aşkı bulmuştur, tutkuyla
sürdürüp gidecektir hiç kuşkusuz,
ida’nın büyücüsü sandınız onun
çocuksu yanını, yalın mavi bakışını.
o hatalı gülü yağmur altında
yapayalnız bırakıp aradan çekildiniz
engeller sıraladınız, ağılı otlar
serdiniz her sabah yürüdüğü yola
önüne köpüklü denizler uzatarak
yenilgisiyle onu bi başına koydunuz!
anımsayın, nasıldı o yağmurlu sabah,
ak çakıllı patikalarında ezine’nin,
beni ölümle buluşturan isketeyi
yakından görebilseydiniz anlardınız,
orada göklerden dökülen mercanların
parıltısı olmuştu incinmiş sözleriniz.
ey kız kardeşim şiir, adına narin dediğim,
bedenimi tütsüleyen üzüm buğusu,
çıkıp gelme dağın kalbine bir daha,
kızıl gelincikler söylesin idillerimi,
ıssız orman güllerinden ördüğüm,
korunaklar salınsın uzak boynunda!
ahmet uysal/10.05.2011/ida
2 Mayıs 2011 Pazartesi
hatalı gül
HATALI GÜL
biz bir meselden koptuk:
su yorgundu,
dil bungun,
üstü kirliydi gelinciklerin.
ay uykudaydı,
tahta atın kapısı aralıktı,
troya’da sınırını geçtik.
yazlar yine uzaktı,
kavı yırtıktı yılanın,
dikenli bir otla yattık.
biz hatalı bir güldük komşu,
şehr-i zaman içinde!
ahmetuysal/1.05.2011/bahçeşehir
12 Nisan 2011 Salı
şiir akrabam ruşen hakkı
ŞİİR AKRABAM RUŞEN HAKKI
senin kalbinde pil,
benim kalbimin lâl olmuştu dili
uzaktan baktığımız athena tapınağı
birden üzerimize eğildi
kadırga koyunda iki köhne tekne
halinde tutuyorduk rüzgârın elini
yalıncak koynumuzdaydı baş döndüren
kekik otları, ida’nın o cilveli gelini
unutmadım hâlâ aklımdadır Ruşen Hakkı,
bana: ”şiir akrabamsın” dediğini!
Ahmet Uysal/12.04.2011
senin kalbinde pil,
benim kalbimin lâl olmuştu dili
uzaktan baktığımız athena tapınağı
birden üzerimize eğildi
kadırga koyunda iki köhne tekne
halinde tutuyorduk rüzgârın elini
yalıncak koynumuzdaydı baş döndüren
kekik otları, ida’nın o cilveli gelini
unutmadım hâlâ aklımdadır Ruşen Hakkı,
bana: ”şiir akrabamsın” dediğini!
Ahmet Uysal/12.04.2011
19 Mart 2011 Cumartesi
eksiltili günlerin şiirleri
ISSIZ TALİHİ ŞİİRİSTANIN
onlar sırça şiirdir,
dokunsanız dağılıverecektir
kırlarda gelinciklere
ülkemin ağrılı dili,
flu odalarda
gülistanlı füruğkızı
gizi bilinir mi
dağını delmeden ferhad’ın,
anlamaya yeter mi kehanet!
bulunur kuşkusuz zamanla,
sözün yüz katman altında
gizlenen o büyülü hazine
yanılırsınız belki anlamakta,
yanmadan hırkanızın
son düğmesi de
söylenceler toprağında,
sakınmasız savruluşların
yarına kalır rüzgârı
gördüm bekliyor orada,
uzak bir limanda umarsız,
yarı batık bir tekne gibi
ıssız talihi şiiristanın!
ahmet uysal/16.03.2011/ida
(Bu şiiri yazdım ya tanrıların bana yeniden el uzatacağına da inanmaya başladım. Sanki son yakarımı yapar gibi yazdım; belki de gerçekten son şiirimdir. Olsun! Ataç gibi söylersem: “Yaşadım bunca yıl yeter bana.” Karmaşık günlerin tortusu kolayca giderilemiyor. Umarım beni anlayan şair dostlarım olur. Her zamanki gibi söylersem: nice şiirlere, nice güzelliklere!)
onlar sırça şiirdir,
dokunsanız dağılıverecektir
kırlarda gelinciklere
ülkemin ağrılı dili,
flu odalarda
gülistanlı füruğkızı
gizi bilinir mi
dağını delmeden ferhad’ın,
anlamaya yeter mi kehanet!
bulunur kuşkusuz zamanla,
sözün yüz katman altında
gizlenen o büyülü hazine
yanılırsınız belki anlamakta,
yanmadan hırkanızın
son düğmesi de
söylenceler toprağında,
sakınmasız savruluşların
yarına kalır rüzgârı
gördüm bekliyor orada,
uzak bir limanda umarsız,
yarı batık bir tekne gibi
ıssız talihi şiiristanın!
ahmet uysal/16.03.2011/ida
(Bu şiiri yazdım ya tanrıların bana yeniden el uzatacağına da inanmaya başladım. Sanki son yakarımı yapar gibi yazdım; belki de gerçekten son şiirimdir. Olsun! Ataç gibi söylersem: “Yaşadım bunca yıl yeter bana.” Karmaşık günlerin tortusu kolayca giderilemiyor. Umarım beni anlayan şair dostlarım olur. Her zamanki gibi söylersem: nice şiirlere, nice güzelliklere!)
6 Mart 2011 Pazar
eskisi gibi...
ESKİSİ GİBİ
eskisi gibi olmasa da,
bakarsınız eylül yağmuru değmiş
rüyalarınız mavi bir sözcükle
çıkar gelir
adınızı söyler otlar usulca,
ıssız güz patikalarında,
kuğular görünmez olmuştur,
ayak izi silinmiştir sumruların
ırmağın kirletilmemiş
çok uzak gözesine yürürsünüz,
Islak bir söğüt dalıyla silmek için
alnınızdaki zalim lekeyi
belki de yeniden serilir
altınıza dağın eteği upuzun,
uzandığınız lavanta dalları üzerinde
sonsuzluğa gidersiniz
bilinmez yine yakınır mı
mor benekli orman gülleriniz,
balkanlar üzerinden gelen
rüzgârlara attınız diye şiiri
troya köprüsünde hüzünlü
bir rodop türküsü mırıldanırsınız:
“Rufinka sayrı düşmüş
başında kimsesi yok!”
4.03.2011/zeus altarı
eskisi gibi olmasa da,
bakarsınız eylül yağmuru değmiş
rüyalarınız mavi bir sözcükle
çıkar gelir
adınızı söyler otlar usulca,
ıssız güz patikalarında,
kuğular görünmez olmuştur,
ayak izi silinmiştir sumruların
ırmağın kirletilmemiş
çok uzak gözesine yürürsünüz,
Islak bir söğüt dalıyla silmek için
alnınızdaki zalim lekeyi
belki de yeniden serilir
altınıza dağın eteği upuzun,
uzandığınız lavanta dalları üzerinde
sonsuzluğa gidersiniz
bilinmez yine yakınır mı
mor benekli orman gülleriniz,
balkanlar üzerinden gelen
rüzgârlara attınız diye şiiri
troya köprüsünde hüzünlü
bir rodop türküsü mırıldanırsınız:
“Rufinka sayrı düşmüş
başında kimsesi yok!”
4.03.2011/zeus altarı
25 Şubat 2011 Cuma
ben sizde hiç kimseyim
ege köpüğüne karışan şiirler:
BEN SİZDE HİÇ KİMSEYİM
-sevdiğim şairler için-
bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde
çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim
dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,
dilimin altındaki gizli dili öğrendim
güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,
tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,
ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,
nice halleri öğrendim ben sizde
tutup bir dağın eteğini yeryüzüne
dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,
çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına
sarılıp uyumayı ay altında, ölümü
gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz
kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez
yangınlara atılmış temmuz günü,
onlar için yanmayı öğrendim sizde
kendime katmayı rüyalarınızı,
mavilerden şiir korunakları yapmayı,
nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,
tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına
bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,
denizin iki yakası neymiş, öğrendim
iki yakanın gizil anlamını ben sizde,
adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.
sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı
sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi
ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,
büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra
aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa
inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça
sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,
güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden
ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,
kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek
yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif
bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi
bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,
çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!
ahmet uysal
25.02.2011/ida toprağı
BEN SİZDE HİÇ KİMSEYİM
-sevdiğim şairler için-
bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde
çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim
dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,
dilimin altındaki gizli dili öğrendim
güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,
tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,
ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,
nice halleri öğrendim ben sizde
tutup bir dağın eteğini yeryüzüne
dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,
çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına
sarılıp uyumayı ay altında, ölümü
gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz
kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez
yangınlara atılmış temmuz günü,
onlar için yanmayı öğrendim sizde
kendime katmayı rüyalarınızı,
mavilerden şiir korunakları yapmayı,
nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,
tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına
bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,
denizin iki yakası neymiş, öğrendim
iki yakanın gizil anlamını ben sizde,
adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.
sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı
sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi
ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,
büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra
aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa
inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça
sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,
güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden
ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,
kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek
yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif
bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi
bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,
çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!
ahmet uysal
25.02.2011/ida toprağı
20 Şubat 2011 Pazar
14 Şubat 2011 Pazartesi
nilüferin suya doğumu
NİLÜFERİN SUYA DOĞUMU/
Troya’da taşlarını kutsadığımız
yok edilmiş eskil yollara,
mağlup zamanların yüzü yansırdı
Homreos’un oğullarına bıraktığı
sunaklara koyardık elimizi,
sonsuza kalırdık
bir dal gelincik uzatmak
yeterdi yeryüzünü donatmaya,
bir arada tutmaya iki kalbi
nilüferin suya doğumuna
hazırlardık ida ırmaklarını,
Pan’ın soluğu sesimize değerdi
şubat gelir ebrularımız oluşurdu,
sevgiler gününden geçerdik
aşk içinde öpüşerek.
ahmet uysal
şubat 2011/ troya toprağı
Troya’da taşlarını kutsadığımız
yok edilmiş eskil yollara,
mağlup zamanların yüzü yansırdı
Homreos’un oğullarına bıraktığı
sunaklara koyardık elimizi,
sonsuza kalırdık
bir dal gelincik uzatmak
yeterdi yeryüzünü donatmaya,
bir arada tutmaya iki kalbi
nilüferin suya doğumuna
hazırlardık ida ırmaklarını,
Pan’ın soluğu sesimize değerdi
şubat gelir ebrularımız oluşurdu,
sevgiler gününden geçerdik
aşk içinde öpüşerek.
ahmet uysal
şubat 2011/ troya toprağı
5 Şubat 2011 Cumartesi
mercan ve lirik ezgiler/çeviri
Two poems from the Turkish by Ahmet Uysal
February 4, 2011 Go to comments
translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer
Mercan
yine görmeye geldim işte:
sevdiklerim yerinde mi,
çakıllar arasından nazla
akıp duran o yaz nehri!
homeros’un zeytin ağacı ki;
pembe zakkum dalları
tutunmuş oyuk gövdesine,
bülbüller üstünde bütün gece.
çizikler atıp durdu utanmaz,
cilveli çapkın böğürtlen,
sarı gül/haspa, dikenli cadı,
kanattı ilk öpüşte dudağımı.
gökyüzü eğildi üzerime
birden ışıklar sardı bedenimi,
mercan döküldü yüreğimden
damla damla yeryüzüne!
Coral
I came back again to see
If those I’ve loved are still in place,
Rivers rushing
To tickle the pebbles!
Homer’s olive tree,
Pink oleander branches
Clinging to carved bodies,
All night long with the nightingales on.
Shameless wild blackberries,
Showing off their scratches,
Coy yellow roses, witches with thorns,
Who make my lips bleed when we kiss.
The sky, bent over me,
All of a sudden lights on my body,
Corals spill from my heart and fall
Drop by drop into the earth!
Lirik Ezgiler
aşkın şiirini de yazmamı
söylüyor bu sabah,
ıslak kanatlı martılar
*
iki dilin birleştiği duraktan
geliyormuş, gülhatmi yaprağı
kokan ege rüzgârı
*
kanatları ezgi yüklü
yaban arısı, yoklayıp duruyor
pencerede buğulanan soluğumu
*
ne tuhaf, yaşlandıkça
ölümü değil, kumsalda salınan
mavi çiçekli otları düşünüyorum
*
karamsar olmanın zamanı değil,
yalın sözler aramak
varken ıssız patikalarda
*
bin tanrılı hitit toprağından,
bin pınarlı ida’ya göç etmenin
lirik ezgisi var dilimde
Songs
Wet-winged seagulls
Tell me to write a love poem
This morning.
From a stopover between kisses,
The Aegean wind rises
Smelling of hollyhocks.
With buzzing wings
A wasp inspects
My breath as it mists the window.
It’s strange, as I grow old
I think of weeds with blue flowers
Swaying on shore, never of death.
There’s no time to be a pessimist.
I’d rather look for simpler words
And more overgrown paths,
From the Hittite land with one thousand gods
To Mount Ida with one thousand springs,
Songs for transients.
http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/
February 4, 2011 Go to comments
translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer
Mercan
yine görmeye geldim işte:
sevdiklerim yerinde mi,
çakıllar arasından nazla
akıp duran o yaz nehri!
homeros’un zeytin ağacı ki;
pembe zakkum dalları
tutunmuş oyuk gövdesine,
bülbüller üstünde bütün gece.
çizikler atıp durdu utanmaz,
cilveli çapkın böğürtlen,
sarı gül/haspa, dikenli cadı,
kanattı ilk öpüşte dudağımı.
gökyüzü eğildi üzerime
birden ışıklar sardı bedenimi,
mercan döküldü yüreğimden
damla damla yeryüzüne!
Coral
I came back again to see
If those I’ve loved are still in place,
Rivers rushing
To tickle the pebbles!
Homer’s olive tree,
Pink oleander branches
Clinging to carved bodies,
All night long with the nightingales on.
Shameless wild blackberries,
Showing off their scratches,
Coy yellow roses, witches with thorns,
Who make my lips bleed when we kiss.
The sky, bent over me,
All of a sudden lights on my body,
Corals spill from my heart and fall
Drop by drop into the earth!
Lirik Ezgiler
aşkın şiirini de yazmamı
söylüyor bu sabah,
ıslak kanatlı martılar
*
iki dilin birleştiği duraktan
geliyormuş, gülhatmi yaprağı
kokan ege rüzgârı
*
kanatları ezgi yüklü
yaban arısı, yoklayıp duruyor
pencerede buğulanan soluğumu
*
ne tuhaf, yaşlandıkça
ölümü değil, kumsalda salınan
mavi çiçekli otları düşünüyorum
*
karamsar olmanın zamanı değil,
yalın sözler aramak
varken ıssız patikalarda
*
bin tanrılı hitit toprağından,
bin pınarlı ida’ya göç etmenin
lirik ezgisi var dilimde
Songs
Wet-winged seagulls
Tell me to write a love poem
This morning.
From a stopover between kisses,
The Aegean wind rises
Smelling of hollyhocks.
With buzzing wings
A wasp inspects
My breath as it mists the window.
It’s strange, as I grow old
I think of weeds with blue flowers
Swaying on shore, never of death.
There’s no time to be a pessimist.
I’d rather look for simpler words
And more overgrown paths,
From the Hittite land with one thousand gods
To Mount Ida with one thousand springs,
Songs for transients.
http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/
1 Ocak 2011 Cumartesi
yeni yıl dileği
YENİ YIL DİLEĞİ
n’olursunuz, kuşlardan söz edelim yine
yitik sokağımızı geri getirelim onlarla
eski yatağına götürelim yaz ırmağını
mavi hayıtlarla süsleyelim üzerini bi güzel
kırdığımız dallar da olmuştur kuşkusuz
ama biz hep ıssız ılgınlardan yana olmadık mı
daha nasıl olabilirdik bunca zalim karanlık
çökmüşken ülkemizin arka sokaklarına
sevdiklerimiz elimizden kayıp gittiğinde
o tutkulu sözlere dilimiz nasıl dönerdi
siz yine de ‘hiç kimsem’ olmaya gelin lütfen
kır zambakları sizinle uç versin kar altında
Midilli’ye uzansın şarabımızın buğusu
Sappho şiirleri okuyalım yirmi dört sularında
eski bir fotoğrafla hüzünleniriz belki de
Külebi, Cahit Sıtkı ya da Necatigil okuruz
elimde kalsın eliniz öylece birkaç saniye
hemen ilk dakikalarında iki bin on bir’in
türkülerimizi bulalım orada gülün dibinde
bırakalım dudak dudağa olsun sözcüklerimiz
iki yanında uzun saplı gelinciklerin boy attığı
o tozlu yol buluştursun kuşlarımızla bizi!
ahmet uysal
(ida patikalarında 2010 sonları)
Kar Yazın Sanat Kültür, kasım aralık 2010
Yeni yıl dileğime katılan (İhsan Topçu, Şükrü Kırkağaç, Tuncer Uçarol, Halide Yıldırım, Arzu Alır, Engin Berk, Hüseyin Yurttaş, Arzu Ayçiçek, M.Emin Atasoy, İlyas Tunç, Esen Yel, Hülya Tozlu, Bülent Güldal, Nisan Serap, Sevda Zeynep, A.Alataş, Burhan Günel, Hidayet Karakuş) arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
n’olursunuz, kuşlardan söz edelim yine
yitik sokağımızı geri getirelim onlarla
eski yatağına götürelim yaz ırmağını
mavi hayıtlarla süsleyelim üzerini bi güzel
kırdığımız dallar da olmuştur kuşkusuz
ama biz hep ıssız ılgınlardan yana olmadık mı
daha nasıl olabilirdik bunca zalim karanlık
çökmüşken ülkemizin arka sokaklarına
sevdiklerimiz elimizden kayıp gittiğinde
o tutkulu sözlere dilimiz nasıl dönerdi
siz yine de ‘hiç kimsem’ olmaya gelin lütfen
kır zambakları sizinle uç versin kar altında
Midilli’ye uzansın şarabımızın buğusu
Sappho şiirleri okuyalım yirmi dört sularında
eski bir fotoğrafla hüzünleniriz belki de
Külebi, Cahit Sıtkı ya da Necatigil okuruz
elimde kalsın eliniz öylece birkaç saniye
hemen ilk dakikalarında iki bin on bir’in
türkülerimizi bulalım orada gülün dibinde
bırakalım dudak dudağa olsun sözcüklerimiz
iki yanında uzun saplı gelinciklerin boy attığı
o tozlu yol buluştursun kuşlarımızla bizi!
ahmet uysal
(ida patikalarında 2010 sonları)
Kar Yazın Sanat Kültür, kasım aralık 2010
Yeni yıl dileğime katılan (İhsan Topçu, Şükrü Kırkağaç, Tuncer Uçarol, Halide Yıldırım, Arzu Alır, Engin Berk, Hüseyin Yurttaş, Arzu Ayçiçek, M.Emin Atasoy, İlyas Tunç, Esen Yel, Hülya Tozlu, Bülent Güldal, Nisan Serap, Sevda Zeynep, A.Alataş, Burhan Günel, Hidayet Karakuş) arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
