30 Haziran 2011 Perşembe

haziran semenderi

Ahmet Uysal
  • HAZİRAN SEMENDERİ

    suyla sınanmış şiirlerimin
    uzak sesini getirdi bana,
    yalın yol dostum haziran semenderi

    söylencelerden gelen kimdi
    yanıp kül olmayan hangimizdi,
    söyle kaç uzun yoldu aşkımızın ömrü!

    sorduğuma bakma çocuk, mavi susuyordu
    yol kendine dönüyordu seninle
    ürettiğimiz büyülü gül susuyordu!

    çok korunmuş kadınlarımız vardı bizim,
    en çok unuttuğumuzdu onlar;
    ah, sorduğuma bakma çocuk!

    çürüyen otları da geçtik,
    gül çürüğü sapakları sevmezdin sen,
    söyle, kim kimin sevdiği nesneyi bulmuştur!

    karışmayacaksa sözcüklerim senin kanına,
    dilim neye yarar, yalın yol neye yarar,
    neye yarar sonsuzluk dediğimiz
  • 30.06.11/zeusaltarı

19 Haziran 2011 Pazar

buluşmalar vakti


BULUŞMALAR VAKTİ


köprüden karşıya geçmemi
bekliyor ölü dillerin kör ozanı,
şiir olan taşını tutuyor elinde!



helena’nın eteği değmiştir
kırlarda okşadığım gelinciklere,
eski yoktur orada, göğ yenilenmiştir



vedalar yerini buluşmalara bırakmıştır
her dilin rüzgârıdır aşk, dudağını öpen odur,
odur büyük yalınlık!



benimledir unutulan ne varsa
suyun uzak sesi, yüzüme değen dal ucu
beni bırakmayan haziranların!



otların ürpertisi kalmıştır
ardımızda, ay ışığı kalmıştır duy işte,
bir kadının ağlayışı kalmıştır ey ozan!



gitmeler yoktur iki bin on bir yazında,
gelmeler sürmektedir sizden bana,
buluşmalar vaktidir çünkü!

     ahmet uysal
      18.06.2011/yaz ırmağında

10 Haziran 2011 Cuma

aşk içinde kalmak böyledir



AŞK İÇİNDE KALMAK BÖYLEDİR


uzun yürüyüşlerden sonra bulurum
unutulmayan yanını hayallerimin;
hüzün değildir duyarlığımın doruğundaki,
evvel zaman şiirlerine bürünürüm,
ziya osman saba’yla başlayan yolum
anday’ın yağmuruyla karşılaşır.


vedalardan sonra daha çok kalırım
kızıllığına uzanmış halde tutkunun,
yürüdükçe yaklaşırım büyük uzaklığa,
bulduğum tanrı tutar elimden usulca,
hep yükselen buğu içindedir yeryüzü,
kayıp giden güne yeniden tutunurum.


yarım sözler yankılanır dudağımda,
dilimin ucundan geçmemiş şiirler,
gelincikler sokulur göğsüme hazla,
her zaman şaşırtıcıdır onun güzelliği,
aklımı başımdan almıştır her zaman;
anlarım böyledir hep aşk içinde olmak!


arınmalar kurtaracaktır kuşkusuz
kirli gömleğini ırmağın, ormanda
yılan kavlarıyla sınanacaktır imgeler,
mutsuz ölen şairlerin adını versem…
yağmurlu ikindilere, yanımda yürüse
o yaz kumsalına benzeyen çocuk!

bilirim aşk içinde kalmak böyledir!

     ahmet uysal/ troya toprağı

21 Mayıs 2011 Cumartesi

çapraz ateş


ÇAPRAZ ATEŞ


ege’nin çapraz ateşindeydim,
sisli bir eylül sabahı söke’de
ha babam yükleniyordu üzerime:


“hüs.biraderler” in incelikli ricası
“cumhuriyet radikal kitap eklerini de
unutma ahmet abi!”


otobüste mustafa şerif onaran , cengiz bektaş,
“mutlu ayten yoktur” desem de
hep yanımdadır o bandırmalı komşum.


ziya gürel’in resimleriyle
bafa gölü sazlıklarından süzülmüş
kuşların kanadına değiyor yüzüm.


yüklenip geliyor omzuna
afrodisyas’ın toprakaltı kalıntılarını, olamaz
denilen işler ahmet zeki’den soruluyor.


ida’ya dönüşte, kasabalı ikindilerden
geçmeliyim;  gediz köprüsünde çocukluğum
belki de beni bekliyordur!

     ahmet uysal/7.05.2011

9 Mayıs 2011 Pazartesi

EY ADINA NARİN DEDİĞİM


EY ADINA NARİN DEDİĞİM!


                -hatalı gül savunması-

bu toprakta kuzeyli rüzgârlara
kapalı bir limanım yoktu,
karayel öylesine savurdu hep.
sandınız ki, tutunduğum her dalı kırdım;
sapa patikalarda kır zambaklarını
gözyaşıyla karşıladığımı bilmediniz.


sandınız ki haz içindeydim
şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik
tasasız yaşayıp gidiyordum;
dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların
uzun saplı gelinciklerin donattığı
yaz ırmağı kıyılarında yalıncak!


sandınız ki ey, o şair her sabah
düzgün adımlarla çıkardı evinden
çiçeklere öpücükler dağıtırdı,
sevgi kumsalı uzatırdı çocuklara,
bir kadın görse önünde eğilirdi,
çakıllar arasında incecik su yoluydu!


sandınız ki ermiştir sonunda
derviş olmuştur, tılsımlı hırkasıyla
bozkır otları gibi kök salmıştır toprağa,
ferhad gibi külüng vurmuştur,
söylenceler dağında günbegün
kendisi de söylence olup gitmiştir.


dahası vardır, sandınız ki
kırılan her dalın yaprağındaki iz
onun acımasız ellerinden kalmıştır,
yaz otlarını çiğneyip geçiyor işte,
vahşi atlarını deli dolu sürüyor
tozlu yollardan eskil köprülere…


onun kırıla kırıla, yıkık toprak evlerden
bir kırık testiyle geldiğini bilmediniz!
yüzüne attığı çizikleri görmediniz
Issız yollarda böğürtlen dallarının,
sandınız ki gözü kördür ne de olsa
homeros oğlu olarak gelmiş gidiyor!

sandınız ki sözünüz de nazınız da
yola getirir onun dağlı kalbini
sonsuz aşkı bulmuştur, tutkuyla
sürdürüp gidecektir hiç kuşkusuz,
ida’nın büyücüsü sandınız onun
çocuksu yanını, yalın mavi bakışını.


o hatalı gülü yağmur altında
yapayalnız bırakıp aradan çekildiniz
engeller sıraladınız, ağılı otlar
serdiniz her sabah yürüdüğü yola
önüne köpüklü denizler uzatarak
yenilgisiyle onu bi başına koydunuz!


anımsayın, nasıldı o yağmurlu sabah,
ak çakıllı patikalarında ezine’nin,
beni ölümle buluşturan isketeyi
yakından görebilseydiniz anlardınız,
orada göklerden dökülen mercanların
parıltısı olmuştu incinmiş sözleriniz.


ey kız kardeşim şiir, adına narin dediğim,
bedenimi tütsüleyen üzüm buğusu,
çıkıp gelme  dağın kalbine bir daha,
kızıl gelincikler söylesin idillerimi,
ıssız orman güllerinden ördüğüm,
korunaklar salınsın uzak boynunda! 

     ahmet uysal/10.05.2011/ida

2 Mayıs 2011 Pazartesi

hatalı gül




HATALI GÜL


biz bir meselden koptuk:


su yorgundu,

dil bungun,

üstü kirliydi gelinciklerin.


ay uykudaydı,

tahta atın kapısı aralıktı,

troya’da sınırını geçtik.


yazlar yine uzaktı,

kavı yırtıktı yılanın,

dikenli bir otla yattık.


biz hatalı bir güldük komşu,

şehr-i zaman içinde!


ahmetuysal/1.05.2011/bahçeşehir

12 Nisan 2011 Salı

şiir akrabam ruşen hakkı

ŞİİR AKRABAM RUŞEN HAKKI


senin kalbinde pil,

benim kalbimin lâl olmuştu dili


uzaktan baktığımız athena tapınağı

birden üzerimize eğildi


kadırga koyunda iki köhne tekne

halinde tutuyorduk rüzgârın elini


yalıncak koynumuzdaydı baş döndüren

kekik otları, ida’nın o cilveli gelini


unutmadım hâlâ aklımdadır Ruşen Hakkı,

bana: ”şiir akrabamsın” dediğini!


Ahmet Uysal/12.04.2011

19 Mart 2011 Cumartesi

eksiltili günlerin şiirleri

ISSIZ TALİHİ ŞİİRİSTANIN




onlar sırça şiirdir,

dokunsanız dağılıverecektir

kırlarda gelinciklere



ülkemin ağrılı dili,

flu odalarda

gülistanlı füruğkızı



gizi bilinir mi

dağını delmeden ferhad’ın,

anlamaya yeter mi kehanet!



bulunur kuşkusuz zamanla,

sözün yüz katman altında

gizlenen o büyülü hazine



yanılırsınız belki anlamakta,

yanmadan hırkanızın

son düğmesi de



söylenceler toprağında,

sakınmasız savruluşların

yarına kalır rüzgârı



gördüm bekliyor orada,

uzak bir limanda umarsız,

yarı batık bir tekne gibi



ıssız talihi şiiristanın!



ahmet uysal/16.03.2011/ida





(Bu şiiri yazdım ya tanrıların bana yeniden el uzatacağına da inanmaya başladım. Sanki son yakarımı yapar gibi yazdım; belki de gerçekten son şiirimdir. Olsun! Ataç gibi söylersem: “Yaşadım bunca yıl yeter bana.” Karmaşık günlerin tortusu kolayca giderilemiyor. Umarım beni anlayan şair dostlarım olur. Her zamanki gibi söylersem: nice şiirlere, nice güzelliklere!)

6 Mart 2011 Pazar

eskisi gibi...

ESKİSİ GİBİ



eskisi gibi olmasa da,
bakarsınız eylül yağmuru değmiş
rüyalarınız mavi bir sözcükle
çıkar gelir


adınızı söyler otlar usulca,
ıssız güz patikalarında,
kuğular görünmez olmuştur,
ayak izi silinmiştir sumruların


ırmağın kirletilmemiş
çok uzak gözesine yürürsünüz,
Islak bir söğüt dalıyla silmek için
alnınızdaki zalim lekeyi


belki de yeniden serilir
altınıza dağın eteği upuzun,
uzandığınız lavanta dalları üzerinde
sonsuzluğa gidersiniz


bilinmez yine yakınır mı
mor benekli orman gülleriniz,
balkanlar üzerinden gelen
rüzgârlara attınız diye şiiri


troya köprüsünde hüzünlü
bir rodop türküsü mırıldanırsınız:
“Rufinka sayrı düşmüş

başında kimsesi yok!”


4.03.2011/zeus altarı

25 Şubat 2011 Cuma

ben sizde hiç kimseyim

ege köpüğüne karışan şiirler:


BEN SİZDE HİÇ KİMSEYİM

-sevdiğim şairler için-


bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde


çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim


dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,


dilimin altındaki gizli dili öğrendim






güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,


tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,


ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,


nice halleri öğrendim ben sizde






tutup bir dağın eteğini yeryüzüne


dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,


çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına


sarılıp uyumayı ay altında, ölümü






gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz


kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez


yangınlara atılmış temmuz günü,


onlar için yanmayı öğrendim sizde






kendime katmayı rüyalarınızı,


mavilerden şiir korunakları yapmayı,


nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,


tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına






bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,


denizin iki yakası neymiş, öğrendim


iki yakanın gizil anlamını ben sizde,


adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.






sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı


sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi


ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,


büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra






aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa


inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça


sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,


güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden






ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,


kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek


yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif


bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi






bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,


çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!



ahmet uysal


25.02.2011/ida toprağı

20 Şubat 2011 Pazar

14 Şubat 2011 Pazartesi

nilüferin suya doğumu

NİLÜFERİN SUYA DOĞUMU/



Troya’da taşlarını kutsadığımız

yok edilmiş eskil yollara,

mağlup zamanların yüzü yansırdı



Homreos’un oğullarına bıraktığı

sunaklara koyardık elimizi,

sonsuza kalırdık



bir dal gelincik uzatmak

yeterdi yeryüzünü donatmaya,

bir arada tutmaya iki kalbi



nilüferin suya doğumuna

hazırlardık ida ırmaklarını,

Pan’ın soluğu sesimize değerdi



şubat gelir ebrularımız oluşurdu,

sevgiler gününden geçerdik

aşk içinde öpüşerek.

ahmet uysal

şubat 2011/ troya toprağı

5 Şubat 2011 Cumartesi

mercan ve lirik ezgiler/çeviri

Two poems from the Turkish by Ahmet Uysal

February 4, 2011 Go to comments

translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer

Mercan

yine görmeye geldim işte:


sevdiklerim yerinde mi,


çakıllar arasından nazla


akıp duran o yaz nehri!



homeros’un zeytin ağacı ki;


pembe zakkum dalları


tutunmuş oyuk gövdesine,


bülbüller üstünde bütün gece.



çizikler atıp durdu utanmaz,


cilveli çapkın böğürtlen,


sarı gül/haspa, dikenli cadı,


kanattı ilk öpüşte dudağımı.



gökyüzü eğildi üzerime


birden ışıklar sardı bedenimi,


mercan döküldü yüreğimden


damla damla yeryüzüne!


Coral

I came back again to see


If those I’ve loved are still in place,


Rivers rushing


To tickle the pebbles!


Homer’s olive tree,


Pink oleander branches


Clinging to carved bodies,


All night long with the nightingales on.


Shameless wild blackberries,


Showing off their scratches,


Coy yellow roses, witches with thorns,


Who make my lips bleed when we kiss.


The sky, bent over me,


All of a sudden lights on my body,


Corals spill from my heart and fall


Drop by drop into the earth!


Lirik Ezgiler

aşkın şiirini de yazmamı


söylüyor bu sabah,


ıslak kanatlı martılar


*


iki dilin birleştiği duraktan


geliyormuş, gülhatmi yaprağı


kokan ege rüzgârı


*


kanatları ezgi yüklü


yaban arısı, yoklayıp duruyor


pencerede buğulanan soluğumu


*


ne tuhaf, yaşlandıkça


ölümü değil, kumsalda salınan


mavi çiçekli otları düşünüyorum


*


karamsar olmanın zamanı değil,


yalın sözler aramak


varken ıssız patikalarda


*


bin tanrılı hitit toprağından,


bin pınarlı ida’ya göç etmenin


lirik ezgisi var dilimde


Songs

Wet-winged seagulls


Tell me to write a love poem


This morning.


From a stopover between kisses,


The Aegean wind rises


Smelling of hollyhocks.


With buzzing wings


A wasp inspects


My breath as it mists the window.


It’s strange, as I grow old


I think of weeds with blue flowers


Swaying on shore, never of death.


There’s no time to be a pessimist.


I’d rather look for simpler words


And more overgrown paths,


From the Hittite land with one thousand gods


To Mount Ida with one thousand springs,


Songs for transients.

http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/

1 Ocak 2011 Cumartesi

yeni yıl dileği

YENİ YIL DİLEĞİ


n’olursunuz, kuşlardan söz edelim yine

yitik sokağımızı geri getirelim onlarla


 eski yatağına götürelim yaz ırmağını

mavi hayıtlarla süsleyelim üzerini bi güzel


 kırdığımız dallar da olmuştur kuşkusuz

ama biz hep ıssız ılgınlardan yana olmadık mı


 daha nasıl olabilirdik bunca zalim karanlık

çökmüşken ülkemizin arka sokaklarına


 sevdiklerimiz elimizden kayıp gittiğinde

o tutkulu sözlere dilimiz nasıl dönerdi


 siz yine de ‘hiç kimsem’ olmaya gelin lütfen

kır zambakları sizinle uç versin kar altında


 Midilli’ye uzansın şarabımızın buğusu

Sappho şiirleri okuyalım yirmi dört sularında


 eski bir fotoğrafla hüzünleniriz belki de

Külebi, Cahit Sıtkı ya da Necatigil okuruz


 elimde kalsın eliniz öylece birkaç saniye

hemen ilk dakikalarında iki bin on bir’in


 türkülerimizi bulalım orada gülün dibinde

bırakalım dudak dudağa olsun sözcüklerimiz


 iki yanında uzun saplı gelinciklerin boy attığı

o tozlu yol buluştursun kuşlarımızla bizi!


ahmet uysal
(ida patikalarında 2010 sonları)
Kar Yazın Sanat Kültür, kasım aralık 2010

Yeni yıl dileğime katılan (İhsan Topçu, Şükrü Kırkağaç, Tuncer Uçarol, Halide Yıldırım, Arzu Alır, Engin Berk, Hüseyin Yurttaş, Arzu Ayçiçek, M.Emin Atasoy, İlyas Tunç, Esen Yel, Hülya Tozlu, Bülent Güldal, Nisan Serap, Sevda Zeynep, A.Alataş, Burhan Günel, Hidayet Karakuş)  arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.