ege köpüğüne karışan şiirler:
BEN SİZDE HİÇ KİMSEYİM
-sevdiğim şairler için-
bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde
çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim
dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,
dilimin altındaki gizli dili öğrendim
güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,
tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,
ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,
nice halleri öğrendim ben sizde
tutup bir dağın eteğini yeryüzüne
dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,
çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına
sarılıp uyumayı ay altında, ölümü
gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz
kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez
yangınlara atılmış temmuz günü,
onlar için yanmayı öğrendim sizde
kendime katmayı rüyalarınızı,
mavilerden şiir korunakları yapmayı,
nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,
tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına
bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,
denizin iki yakası neymiş, öğrendim
iki yakanın gizil anlamını ben sizde,
adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.
sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı
sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi
ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,
büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra
aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa
inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça
sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,
güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden
ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,
kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek
yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif
bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi
bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,
çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!
ahmet uysal
25.02.2011/ida toprağı
25 Şubat 2011 Cuma
20 Şubat 2011 Pazar
14 Şubat 2011 Pazartesi
nilüferin suya doğumu
NİLÜFERİN SUYA DOĞUMU/
Troya’da taşlarını kutsadığımız
yok edilmiş eskil yollara,
mağlup zamanların yüzü yansırdı
Homreos’un oğullarına bıraktığı
sunaklara koyardık elimizi,
sonsuza kalırdık
bir dal gelincik uzatmak
yeterdi yeryüzünü donatmaya,
bir arada tutmaya iki kalbi
nilüferin suya doğumuna
hazırlardık ida ırmaklarını,
Pan’ın soluğu sesimize değerdi
şubat gelir ebrularımız oluşurdu,
sevgiler gününden geçerdik
aşk içinde öpüşerek.
ahmet uysal
şubat 2011/ troya toprağı
Troya’da taşlarını kutsadığımız
yok edilmiş eskil yollara,
mağlup zamanların yüzü yansırdı
Homreos’un oğullarına bıraktığı
sunaklara koyardık elimizi,
sonsuza kalırdık
bir dal gelincik uzatmak
yeterdi yeryüzünü donatmaya,
bir arada tutmaya iki kalbi
nilüferin suya doğumuna
hazırlardık ida ırmaklarını,
Pan’ın soluğu sesimize değerdi
şubat gelir ebrularımız oluşurdu,
sevgiler gününden geçerdik
aşk içinde öpüşerek.
ahmet uysal
şubat 2011/ troya toprağı
5 Şubat 2011 Cumartesi
mercan ve lirik ezgiler/çeviri
Two poems from the Turkish by Ahmet Uysal
February 4, 2011 Go to comments
translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer
Mercan
yine görmeye geldim işte:
sevdiklerim yerinde mi,
çakıllar arasından nazla
akıp duran o yaz nehri!
homeros’un zeytin ağacı ki;
pembe zakkum dalları
tutunmuş oyuk gövdesine,
bülbüller üstünde bütün gece.
çizikler atıp durdu utanmaz,
cilveli çapkın böğürtlen,
sarı gül/haspa, dikenli cadı,
kanattı ilk öpüşte dudağımı.
gökyüzü eğildi üzerime
birden ışıklar sardı bedenimi,
mercan döküldü yüreğimden
damla damla yeryüzüne!
Coral
I came back again to see
If those I’ve loved are still in place,
Rivers rushing
To tickle the pebbles!
Homer’s olive tree,
Pink oleander branches
Clinging to carved bodies,
All night long with the nightingales on.
Shameless wild blackberries,
Showing off their scratches,
Coy yellow roses, witches with thorns,
Who make my lips bleed when we kiss.
The sky, bent over me,
All of a sudden lights on my body,
Corals spill from my heart and fall
Drop by drop into the earth!
Lirik Ezgiler
aşkın şiirini de yazmamı
söylüyor bu sabah,
ıslak kanatlı martılar
*
iki dilin birleştiği duraktan
geliyormuş, gülhatmi yaprağı
kokan ege rüzgârı
*
kanatları ezgi yüklü
yaban arısı, yoklayıp duruyor
pencerede buğulanan soluğumu
*
ne tuhaf, yaşlandıkça
ölümü değil, kumsalda salınan
mavi çiçekli otları düşünüyorum
*
karamsar olmanın zamanı değil,
yalın sözler aramak
varken ıssız patikalarda
*
bin tanrılı hitit toprağından,
bin pınarlı ida’ya göç etmenin
lirik ezgisi var dilimde
Songs
Wet-winged seagulls
Tell me to write a love poem
This morning.
From a stopover between kisses,
The Aegean wind rises
Smelling of hollyhocks.
With buzzing wings
A wasp inspects
My breath as it mists the window.
It’s strange, as I grow old
I think of weeds with blue flowers
Swaying on shore, never of death.
There’s no time to be a pessimist.
I’d rather look for simpler words
And more overgrown paths,
From the Hittite land with one thousand gods
To Mount Ida with one thousand springs,
Songs for transients.
http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/
February 4, 2011 Go to comments
translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer
Mercan
yine görmeye geldim işte:
sevdiklerim yerinde mi,
çakıllar arasından nazla
akıp duran o yaz nehri!
homeros’un zeytin ağacı ki;
pembe zakkum dalları
tutunmuş oyuk gövdesine,
bülbüller üstünde bütün gece.
çizikler atıp durdu utanmaz,
cilveli çapkın böğürtlen,
sarı gül/haspa, dikenli cadı,
kanattı ilk öpüşte dudağımı.
gökyüzü eğildi üzerime
birden ışıklar sardı bedenimi,
mercan döküldü yüreğimden
damla damla yeryüzüne!
Coral
I came back again to see
If those I’ve loved are still in place,
Rivers rushing
To tickle the pebbles!
Homer’s olive tree,
Pink oleander branches
Clinging to carved bodies,
All night long with the nightingales on.
Shameless wild blackberries,
Showing off their scratches,
Coy yellow roses, witches with thorns,
Who make my lips bleed when we kiss.
The sky, bent over me,
All of a sudden lights on my body,
Corals spill from my heart and fall
Drop by drop into the earth!
Lirik Ezgiler
aşkın şiirini de yazmamı
söylüyor bu sabah,
ıslak kanatlı martılar
*
iki dilin birleştiği duraktan
geliyormuş, gülhatmi yaprağı
kokan ege rüzgârı
*
kanatları ezgi yüklü
yaban arısı, yoklayıp duruyor
pencerede buğulanan soluğumu
*
ne tuhaf, yaşlandıkça
ölümü değil, kumsalda salınan
mavi çiçekli otları düşünüyorum
*
karamsar olmanın zamanı değil,
yalın sözler aramak
varken ıssız patikalarda
*
bin tanrılı hitit toprağından,
bin pınarlı ida’ya göç etmenin
lirik ezgisi var dilimde
Songs
Wet-winged seagulls
Tell me to write a love poem
This morning.
From a stopover between kisses,
The Aegean wind rises
Smelling of hollyhocks.
With buzzing wings
A wasp inspects
My breath as it mists the window.
It’s strange, as I grow old
I think of weeds with blue flowers
Swaying on shore, never of death.
There’s no time to be a pessimist.
I’d rather look for simpler words
And more overgrown paths,
From the Hittite land with one thousand gods
To Mount Ida with one thousand springs,
Songs for transients.
http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
