25 Şubat 2011 Cuma

ben sizde hiç kimseyim

ege köpüğüne karışan şiirler:


BEN SİZDE HİÇ KİMSEYİM

-sevdiğim şairler için-


bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde


çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim


dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,


dilimin altındaki gizli dili öğrendim






güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,


tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,


ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,


nice halleri öğrendim ben sizde






tutup bir dağın eteğini yeryüzüne


dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,


çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına


sarılıp uyumayı ay altında, ölümü






gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz


kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez


yangınlara atılmış temmuz günü,


onlar için yanmayı öğrendim sizde






kendime katmayı rüyalarınızı,


mavilerden şiir korunakları yapmayı,


nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,


tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına






bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,


denizin iki yakası neymiş, öğrendim


iki yakanın gizil anlamını ben sizde,


adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.






sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı


sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi


ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,


büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra






aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa


inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça


sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,


güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden






ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,


kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek


yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif


bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi






bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,


çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!



ahmet uysal


25.02.2011/ida toprağı

20 Şubat 2011 Pazar

14 Şubat 2011 Pazartesi

nilüferin suya doğumu

NİLÜFERİN SUYA DOĞUMU/



Troya’da taşlarını kutsadığımız

yok edilmiş eskil yollara,

mağlup zamanların yüzü yansırdı



Homreos’un oğullarına bıraktığı

sunaklara koyardık elimizi,

sonsuza kalırdık



bir dal gelincik uzatmak

yeterdi yeryüzünü donatmaya,

bir arada tutmaya iki kalbi



nilüferin suya doğumuna

hazırlardık ida ırmaklarını,

Pan’ın soluğu sesimize değerdi



şubat gelir ebrularımız oluşurdu,

sevgiler gününden geçerdik

aşk içinde öpüşerek.

ahmet uysal

şubat 2011/ troya toprağı

5 Şubat 2011 Cumartesi

mercan ve lirik ezgiler/çeviri

Two poems from the Turkish by Ahmet Uysal

February 4, 2011 Go to comments

translated by Nesrin Eruysal and Ken Fifer

Mercan

yine görmeye geldim işte:


sevdiklerim yerinde mi,


çakıllar arasından nazla


akıp duran o yaz nehri!



homeros’un zeytin ağacı ki;


pembe zakkum dalları


tutunmuş oyuk gövdesine,


bülbüller üstünde bütün gece.



çizikler atıp durdu utanmaz,


cilveli çapkın böğürtlen,


sarı gül/haspa, dikenli cadı,


kanattı ilk öpüşte dudağımı.



gökyüzü eğildi üzerime


birden ışıklar sardı bedenimi,


mercan döküldü yüreğimden


damla damla yeryüzüne!


Coral

I came back again to see


If those I’ve loved are still in place,


Rivers rushing


To tickle the pebbles!


Homer’s olive tree,


Pink oleander branches


Clinging to carved bodies,


All night long with the nightingales on.


Shameless wild blackberries,


Showing off their scratches,


Coy yellow roses, witches with thorns,


Who make my lips bleed when we kiss.


The sky, bent over me,


All of a sudden lights on my body,


Corals spill from my heart and fall


Drop by drop into the earth!


Lirik Ezgiler

aşkın şiirini de yazmamı


söylüyor bu sabah,


ıslak kanatlı martılar


*


iki dilin birleştiği duraktan


geliyormuş, gülhatmi yaprağı


kokan ege rüzgârı


*


kanatları ezgi yüklü


yaban arısı, yoklayıp duruyor


pencerede buğulanan soluğumu


*


ne tuhaf, yaşlandıkça


ölümü değil, kumsalda salınan


mavi çiçekli otları düşünüyorum


*


karamsar olmanın zamanı değil,


yalın sözler aramak


varken ıssız patikalarda


*


bin tanrılı hitit toprağından,


bin pınarlı ida’ya göç etmenin


lirik ezgisi var dilimde


Songs

Wet-winged seagulls


Tell me to write a love poem


This morning.


From a stopover between kisses,


The Aegean wind rises


Smelling of hollyhocks.


With buzzing wings


A wasp inspects


My breath as it mists the window.


It’s strange, as I grow old


I think of weeds with blue flowers


Swaying on shore, never of death.


There’s no time to be a pessimist.


I’d rather look for simpler words


And more overgrown paths,


From the Hittite land with one thousand gods


To Mount Ida with one thousand springs,


Songs for transients.

http://qarrtsiluni.com/2011/02/04/two-poems-from-the-turkish-by-ahmet-uysal/