21 Mayıs 2011 Cumartesi

çapraz ateş


ÇAPRAZ ATEŞ


ege’nin çapraz ateşindeydim,
sisli bir eylül sabahı söke’de
ha babam yükleniyordu üzerime:


“hüs.biraderler” in incelikli ricası
“cumhuriyet radikal kitap eklerini de
unutma ahmet abi!”


otobüste mustafa şerif onaran , cengiz bektaş,
“mutlu ayten yoktur” desem de
hep yanımdadır o bandırmalı komşum.


ziya gürel’in resimleriyle
bafa gölü sazlıklarından süzülmüş
kuşların kanadına değiyor yüzüm.


yüklenip geliyor omzuna
afrodisyas’ın toprakaltı kalıntılarını, olamaz
denilen işler ahmet zeki’den soruluyor.


ida’ya dönüşte, kasabalı ikindilerden
geçmeliyim;  gediz köprüsünde çocukluğum
belki de beni bekliyordur!

     ahmet uysal/7.05.2011

9 Mayıs 2011 Pazartesi

EY ADINA NARİN DEDİĞİM


EY ADINA NARİN DEDİĞİM!


                -hatalı gül savunması-

bu toprakta kuzeyli rüzgârlara
kapalı bir limanım yoktu,
karayel öylesine savurdu hep.
sandınız ki, tutunduğum her dalı kırdım;
sapa patikalarda kır zambaklarını
gözyaşıyla karşıladığımı bilmediniz.


sandınız ki haz içindeydim
şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik
tasasız yaşayıp gidiyordum;
dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların
uzun saplı gelinciklerin donattığı
yaz ırmağı kıyılarında yalıncak!


sandınız ki ey, o şair her sabah
düzgün adımlarla çıkardı evinden
çiçeklere öpücükler dağıtırdı,
sevgi kumsalı uzatırdı çocuklara,
bir kadın görse önünde eğilirdi,
çakıllar arasında incecik su yoluydu!


sandınız ki ermiştir sonunda
derviş olmuştur, tılsımlı hırkasıyla
bozkır otları gibi kök salmıştır toprağa,
ferhad gibi külüng vurmuştur,
söylenceler dağında günbegün
kendisi de söylence olup gitmiştir.


dahası vardır, sandınız ki
kırılan her dalın yaprağındaki iz
onun acımasız ellerinden kalmıştır,
yaz otlarını çiğneyip geçiyor işte,
vahşi atlarını deli dolu sürüyor
tozlu yollardan eskil köprülere…


onun kırıla kırıla, yıkık toprak evlerden
bir kırık testiyle geldiğini bilmediniz!
yüzüne attığı çizikleri görmediniz
Issız yollarda böğürtlen dallarının,
sandınız ki gözü kördür ne de olsa
homeros oğlu olarak gelmiş gidiyor!

sandınız ki sözünüz de nazınız da
yola getirir onun dağlı kalbini
sonsuz aşkı bulmuştur, tutkuyla
sürdürüp gidecektir hiç kuşkusuz,
ida’nın büyücüsü sandınız onun
çocuksu yanını, yalın mavi bakışını.


o hatalı gülü yağmur altında
yapayalnız bırakıp aradan çekildiniz
engeller sıraladınız, ağılı otlar
serdiniz her sabah yürüdüğü yola
önüne köpüklü denizler uzatarak
yenilgisiyle onu bi başına koydunuz!


anımsayın, nasıldı o yağmurlu sabah,
ak çakıllı patikalarında ezine’nin,
beni ölümle buluşturan isketeyi
yakından görebilseydiniz anlardınız,
orada göklerden dökülen mercanların
parıltısı olmuştu incinmiş sözleriniz.


ey kız kardeşim şiir, adına narin dediğim,
bedenimi tütsüleyen üzüm buğusu,
çıkıp gelme  dağın kalbine bir daha,
kızıl gelincikler söylesin idillerimi,
ıssız orman güllerinden ördüğüm,
korunaklar salınsın uzak boynunda! 

     ahmet uysal/10.05.2011/ida

2 Mayıs 2011 Pazartesi

hatalı gül




HATALI GÜL


biz bir meselden koptuk:


su yorgundu,

dil bungun,

üstü kirliydi gelinciklerin.


ay uykudaydı,

tahta atın kapısı aralıktı,

troya’da sınırını geçtik.


yazlar yine uzaktı,

kavı yırtıktı yılanın,

dikenli bir otla yattık.


biz hatalı bir güldük komşu,

şehr-i zaman içinde!


ahmetuysal/1.05.2011/bahçeşehir